29 Aralık 2007 Cumartesi

Redrum


Eskişehir günlerinden bir fotoğraf.
"Danny,I'm coming"

28 Aralık 2007 Cuma

Ajanda


Nefis bir şeydir aslında bu ajanda(Metin Fidan uslübu). Küçükken gaza gelirsin senenin başında gün gün yazmaya başlarsın içine neler yaptığını.Sonra atarsın bir köşeye.Yıllar geçer üniversite çağları gelir, gına gelmiştir kareli haritalı metod defterlerinden. Derslere de tek tük gidersin zaten. Evde bulursun o ajandayı bir yerlerden. 5 sene geçmiştir üzerinden. Kimbilir kim hediye etmiştir bunu diye düşünürsün. Oraya yazarsın ders notlarını. Geri dönüp bakarsın, okursun daha önceki yazdıklarını, hüzünlenirsin belki..Sınav zamanı ajandadaki notlarını hiçesayıp, sınıfın en güzel kızının notlarından fotokopi çektirirsin..Yıllar geçer,okullar biter, spiral kavramı ortaya çıkar, cillop gibi defterler görürsün milletin elinde.

Ajanda eski itibarını kaybetmiştir artık.Yılbaşının gelmesini beklemektedir.

Starving In the Belly of a Whale

Blog üyeleri arasında pek sevilmeyen -benim dışımda- Tom Waits babanın bir şarkısıdır. Sözlerinde bir yerde şöyle der..

"when the day breaks and the earth quakes"

Bu aralar Ankara'dakiler balinanın göbeğindeymiş gibi sallanıyor.Aklıma geldi.

Yılbaşı

-Yılbaşında ne yapıyosun?
-Bilmem bir planım yok,sen?
-Evdeyim heralde.

Konu kabızlığı durumlarında günde bir tane

27 Aralık 2007 Perşembe

26 Aralık 2007 Çarşamba

Uçur beni

"İcabında sayın valim sayın kaymakamım atlayacaksın kamyonun şöför mahalline oturacaksın gerekirse sen gideceksin, kapıyı çalacaksın kömürü sen vereceksin. Bunu yaptığın gün bu Türkiye ne olur biliyormusun, uçar uçar. Hep beraber bunu yapmaya devam edeceğiz."

Vatandaşa sorduk: Kilo

Ev arkadaşım olan göbekli şahıs kendini bir spor merkezine üye olacağı yalanıyla avutadursun ben kilo verme ya da en azından daha fazla kilo almama konusunda iyi gidiyorum. Aylardır 83 kilo olan ben sonunda tartıda 81,5 kiloyu gördüm. Tamam 1,5 kilo hiç bi şey değil. Ama 84-85 olmadığıma da şükretmem gerek, çünkü yiyiyorum.

Kiloya dikkat etme konusu başlarda az sinirimi bozmadı. 20 dakika 8km/s hızla yapılan bir koşu yaklaşık 200 kalori yakıyor, bu da 2 dakikada mideye indirilen bir gofret ile aynı. Ya o gofreti yemeyeceksin ya da yersen gidip bantın üzerinde 20 dakika harcayacaksın.

Aslında avcılık-toplayıcılıktan sonra geldiğimiz bu nokta çok kötü: günde saatlerce hareketsiz otuyoruz, sonra da bu anormal durumu dengelemek için yemeden içmeden kesiyor, mini mini gofret paketlerinin kalori tablolarına bakıyor, spor salonlarında saatlerimizi harcıyoruz.

Bence kilo insanın kendine yakışanı giymesidir.

dın dın dınnnnnnnn



batmanin devam filmi the dark knight yaza doğru sinemalarda. tim burton'ın batman'lerinden sonra gördük ki, başka bir yönetmen tim burton ambiyansını taklit edince ortaya sümük gibi bir şey çıkıyor. nolan, batman begins'de kendi atmosferini yaratmaya çalışınca şöyle bir heyecanlandık. şaheser olmasa da güzel filmdi. çizgiroman uyarlaması demek illa patlak neon renkler demek değil bir kez daha anladık. şimdi the dark night da başka bir mücadele olarak joker var. heath ledger kesin jack nicholson'ın gölgesinde kalacak, o kim ki sünepe dedi herkes. ama baktik ki trailer da hiç öyle değil. çizgi film değil gerçek bir joker olmuş, hoşuma gitti. michael caine de epey övmüş zaten adamı. ama 3-5 saniyelik görüntülerde bana leon'daki gary oldman'ı hatırlattı. izleyip görelim. bir de hep gargoyle görmeye alıştığımız gotham çatılarında bu sefer gsm antenleri var, ama vardır heralde bir bildikleri. bir de maggie gyllenhall, canımsın.

25 Aralık 2007 Salı

24 Aralık 2007 Pazartesi

potpuri

Melo ne zamandır albüm yazmadın deyince aklıma geldi. Foo fighters'ı ne zamandır tavsiye edeceğim unutuyorum hep, aylar oldu. Sulandırılmamış, yakası paçası yerinde gümbür gümbür bir rock albümü echoes, silence, patience, and grace. Tarzı sevenler hala dinlemediyse tavsiye ederim. Devrimsel bi şeyler yapmamışlar belki ama bütün şarkılar yerli yerinde, hele ki The Pretender.


Bir de aklıma geldi şu kadıncağız niye artık şarkı söylemiyor? Söylesin bence.



not: bu şarkının remix olmayanı daha güzeldi ama bulamadım.

Yol bilgisayarının söylediği...

Sabah-akşam yaklaşık 7 kilometrelik bir mesafeyi 22 ile 35 dakika arası bir sürede katediyorum. Yol bilgisayarına baktım, neredeyse aynı şeyi söyledi: arabanın ortalama hızı 15,4 km/s imiş.

O kadar otomobil, otobüs, jip ve gittiğimiz hız 15,4 km/s.

Sağolasın İstanbul.

17 Aralık 2007 Pazartesi

o kadın bu kadın şu kadın

Geçen perşembe, bünyemin geyik kısmının öbür yarısı olarak gördüğüm şahane insan, bana "o kadın" filminin galası için 2 davetiye verdi. o an müsait olan ve arkadaşı da tanıyan kişi olarak horatio'yu çağırdım. önce olur dedi, sonra daha hevesli başka bir arkadaşa sattı davetiyesini. bir bildiği varmış taklacı güvercinin.
ilk defa film galasına gidecek bi insandım, harry potter ve de chamber of secrets'ın ön gösterimini saymazsak. sabaha kadar oskar töreni seyrettim, odamdaki kırmızı paspas üzerinde denemeler falan yaptım. epey maceralı bi günden sonra attım kendimi istinye parka ki daha kokteyl yeni başlamış. birbirinden şaşkın 3 arkadaş daha vardı tanıdığım, yaklaşık 3 saat boyunca, "bu şeydeki kadın değil mi oha nası germişler bunun yüzünü ağız kertenkele ağzına dönmüş veya falanca dizideki ablaya bak nası kalkmış o burun, burun deliklerinden bademcikleri görünüyo şerefsizim" gibi muhabbetlere anıra anıra güldük. nezih ortama pek uyum sağlayamadık sizin anlayacağınız ama normal. zaten izlediğim oskar törenleri de boşa gitti, kimse giydiğin hangi modacıdan, bi oskar heykeli olsan ne renk olurdun gibi sorular sormadı bana.
sonra da film başladı ki evlere şenlik. filmden önce yönetmen türkiyede hiç denenmemiş bir şey yaptık diyince sinema tarihimizde açılımlar bekleyerek girdik ama 2 saat kral tv seyretmiş gibi olup çıktık. fikir ilginç, minimum diyalog kullanıp hikayeyi sezen aksu şarkılarıyla anlatmak. ama filme hikaye eklemeyi unutmuşlar. arada erol günaydın, liseli kızların defterlerinin arkasına yazdıkları yandan yemiş şiirler tadına büyük büyük laflar ediyor. ama ne diyor kendisi bile bilmiyor. sonra olay akışına uygun bir şarkı giriyor ama burda konu kopuyor, başrol oyuncusu hanım kızın değişik kılıklarda saçlarını çekiştirip etrafa bakarkenki flaş görüntüleri, sonra yine erol güaydın, yine bir şarkı. seri halde kral tv klibi diyebiliriz yani. hele ki bu kliplerden birini cenifır löpez'in bir klibinden öyle bir karbon kopya yapmışlar ki, gülsem mi ağlasam mı bilemedim. yok bildim aslında güldük bolca.
uzunca bir müddet yerli filmden uzak dursam kendime gelir miyim acaba.

14 Aralık 2007 Cuma

Kutlamalar Başlasın

Blog başlayalı
365 Gün, 00 Saat, 00 Dakika
olmuş.

Tekne Kazıntısı

Babam iki tek atınca
Hadi seni karpuzlara götüreyim, derdi
(Karpuzlar Gebze'de oturan kızlardı)
Annem kızarır, kızar
Bey çocuk daha küçük, der
Mutfağa gider ağlardı
Babam karpuzdan anlardı ! ...

Cevat Çapan

Dün akşam Tv'de Sunay Akın'dan dinledim bu şiiri.

13 Aralık 2007 Perşembe

İz Peşinde



Kahramanımız 3 ay sonra yine Eskişehir'de.
Bu şehrin soğuğu da güzel.

12 Aralık 2007 Çarşamba

Dönüş ve genel izlenimler

Los Angeles'tan İstanbul'a Münih üzerinden döndüm. Jet-lag'i minimun seviyede atlattım zannediyorum.
Geçtiğimiz on gün için 7 havaalanından 6 uçuş yaparak 22.000 km uçtum.
Istanbul Atatürk - IST
Frankfurt - FRA
Portland - PDX
Oakland - OAK
San Jose - SJC
Los Angeles - LAX
Munich - MUC
Jet-lag'i atlatması kolay da yaşam kalitesi şokunu atlatması bir kaç haftamı alacak sanırım.
İlk gidişimde Türkiye'ye geldiğimi Bahariye Caddesindeki tramvayla bir kamyonun çarpıştığını gördüğümde anlamıştım. Bu sefer, belirgin bir şey olmadı.
Orada o kadar farklı bir seviyede yaşam var ki. Biz burada çok ilkel problemlerimizle hayatı kendimize zehir ediyoruz. Adamlar temel sorunları çözeli yıllar olmuş, giderek evrimleşiyor, başka dünyalarda yaşıyorlar. California'da hybrid drive araçların sayısı çok fazla. Özellikle "affordable" Toyota Prius. 100 km'de 5 litre yakıyor. Tüm kapalı mekanlarda sigaranın yasaklandığı muhteşem bir şey değilmiş gibi bina girişlerinden 4-5 metre yakınında da yasak. Otoyolda "carpool" şeridi var, en az 2 yolcusu olan arabalar girebiliyor. Left only, right only şeritler var. Sağdaysan sağa döneceksin kardeşim, düz gitmek, sola dönmek yok. Korna çalan çok az, yaya her zaman öncelikli. Satıcılar, garsonlar çok sevecen. Amerikan polisi bile güleryüzle davranıyor, görevini düzgün yapıyor ama asla saygısızlık etmiyor. O güvenlik paranoyası var zannettiğimiz memlekette, havaalanlarında tek güvenlik kontrolü var, alışveriş merkezlerinde yok.
Vs.vs.

11 Aralık 2007 Salı

herbert'in gazabı

Los Angeles ve Orange County

Gezimin son ayağı Los Angeles ve Orange County idi. Anlatılacak çok şey var tabi. Hollywood Bulvarı, Hollywood yazısı, yıldızlar, Oscar, Beverly Hills, Mulholland Drive, onlarca plaj, Santa Monica...

Muhteşem yerler.

Posted by Picasa

8 Aralık 2007 Cumartesi

San Francisco


Eugene'den Portland'a geri donup Portland Havaalanindan Oakland Havaalanina uctum. San Francisco'ya yakin iki havaalanindan birisi Oakland, digeri San Francisco Havaalani.

Bu sefer gezdirecek arkadas yok, sehri filmlerden gordugum kadariyla biliyorum, yani dik yokuslar, Alcatraz ve Golden Gate. Neyse ki icinde haritasi da olan sehir rehberleri mevcut. Istanbula gelen turistler icin boyle bi sey var mi acaba?

Gezilecek gorulecek yerler listesini hemen cikardim.

1=Golden Gate, bildiginiz kirmizi kopru. Daha genis bir zamanda gelindiginde bisiklet kiralayip uzerinden diger tarafa gecmek gerek.
2=FIshermans Wharf, balikcilar ve marinanin oldugu yer. Burada hayatimda ilk defa yengec yedim, cok lezzetli.
3=Port ve Bay Bridge, San Francisco limani ve bizim bogaz koprulerini andiran Bay Bridge.
4=Financial District, gokdelenlerin oldugu yer.
5=Union Square, luks magazalarla dolu bir meydan.
6=Cable Car ile San Francisco sokaklari. Meshur inisli yokuslu caddeler ve onlari tirmanan istiklal caddesi tramvaylari. Tek yon 5 dolar, gunluk sinirsiz binis 11 dolar.
7=Lombard Street, cok dar S seklinde bir cadde ama arabalar inebiliyor.
8=Alcatraz adasi nam-i diger the rock. Sehre cok yakin, o tarafa bakan herhangi bir tepeden rahatlikla gorunuyor. Zaman oldugunda icine de gidilebilir.
9=China Town, adi ustunde cin mahallesi. O kadar cok cinli goc etmis ki mahalle kapatmis herifler.

Bu saydiklarimin hepsi cok kucuk bir alanda. San Francisco burnunun ucunun ucu yani. Bu sehre en az 1 hafta ayirmak gerek.

Sonraki durak City of Angels ve O.C.

7 Aralık 2007 Cuma

L' Homme qui aimait les femmes



Francois Truffaut'un en sevdiğim filmlerinden. Sabah sabah aklıma geldi. Açılış sahnesi favorimdir. Fazla detaya girmiyorum. IMDB sayfasındaki filmdeki quotelar bölümünde şöyle bişey var

"As some animal species, women practice hibernation. Four months long, they disappear, they cannot be seen. At the first ray of sunlight in march, as if they had given themselves the word, or had received some order of mobilization, they come out in the streets by tens, in light dresses and high heels. Then life starts again."

Eugene

En son Eugene'de kalmistik, devam edelim.

Efenim, yuciin Oregon'un guzel sehirlerinden bir tanesi, ancak oyle gezecek gorecek pek bir yer yok. Burada zaman gecirmemim sebebi arkadas ziyareti zaten.

Sehrin ekonomisi ve sosyal hayati University of Oregon'a dogrudan bagli. Sehrin buyuk bir kismini kampus kapliyor, ayrica para kazanabilecek yerler karavan benzeri arac yapimi ve agac urunleriyle sinirli. Tam bir ilim irfan yuvasi.

Nufus 150bin civarlarinda olmasina karsin, sosyal yasam gayet hareketli. Her turlu, yeme-icme mekani, 3-5 tane guzel gece kulubu, kendi birasini ureten brewery'ler, kendi sarabini ureten sarapevleri ve Amerika'nin her yerindeki gibi alisveris merkezleri mevcut.

University of Oregon'un kampusu ODTU kampusunu andiriyor. Kirmizi tuglali binalar, cimler ve agaclar. Su yan tarafa koydugum fotografi ODTU'de cektim diye rahatlikla en fanatik ODTUluye yuttururum.

Bisiklet kullanimi hem kampus icinde hem sehirde cok yaygin, bisiklet parkinda yer bulunmuyormus cogu zaman. Ayni zamanda bir cok ogrencinin arabasi da var, nasil is anlamadim.

Basta da belirttigim gibi burada pek "tourist attraction" yok. Bu sebeple fazla anlatacak bir seyim de yok. Bir sonraki durak San Francisco.

6 Aralık 2007 Perşembe

5 Aralık 2007 Çarşamba

geliyor, görüyorum, toz bulutu, kör gözler

Indiana Jones
&
the Kingdom of the Crystal Skull
23 Mayıs 2008'de geliyormuş bastonlu, şey pardon kamçılı adam.

90'lardan ürpertiler


unutmak istiyorum, olmuyor mamafih

ustalara saygı kaşığı

ne adamdı ama

2 Aralık 2007 Pazar

Ucus ve Portland, Oregon

Yillik izinden bir miktar daha kullanarak dunyanin obur ucuna kactim. Su an Amerika Birlesik Devletleri'nde, Oregon devletindeyim.
Istanbul'dan Frankfurt aktarmali olarak Lufthansa ile geldim. Istanbul-Frankfurt yaklasik 3 saat. Frankfurt-Portland ise tam 10 saat 50 dakika. Ucustan 1 gun once Isparta'daki kazayi ogrenince ister istemez morali bozuluyor insanin.
Bir ucagin 11 saat havada kalabilmesini aklim almiyor. Bunu bizzat 3.kez yasiyorum, aklim almiyor. Saatte 950km hizla 11 saat.
Portland, Amerika'nin bati ucunda. Frankfurt-Portland rotasi, Amerika'yi boydan boya gecerek degil, neredeyse kuzey kutbu uzerinden Portland'a ulasiyor. Frankfurt-Izlanda-Gronland-Kanada-Portland seklinde bir yay ciziyor.

Yerel saatle 12 gibi Portland'a indim. Turkiye'den on saat geride burasi. Aksama kadar buralardayiz.
Portland gayet duzenli, derli toplu bir sehir. Ulasim ve trafik muhtesem. Icinden Vilamet adinda bir nehir geciyor, sanayi var. Insanlar gayet liberal. "Alter" denilen uzun sacli, sakalli, gobekli, kupeli insanlar dolaniyor.
Aksam bir kac gunumuzu gecirecegimiz Eugene sehrine geldik. Eugene'le ilgili izlenimler, burayi gunduz gozuyle gordukten sonra.

29 Kasım 2007 Perşembe

27 Kasım 2007 Salı

Rapidshare

Gelen yoğun talep üzerine bir dosya paylaşma sitesi olan Rapidshare'den ilgi duyduğunuz şeyleri nasıl bulacağınızı söylüyorum.

Diyelim ki "melontheroad" isimli kadife sesli sarışın sanatçının "parmağını burnuna sokan çocuk" isimli albümünü indirmek istiyorsunuz. Gugli'ye

'rapidshare.com/files' melontheroad parmağının burnuna sokan çocuk


yazıyorsunuz.

Gugli size o dosyanın rapidshare adreslerini şakkadanak getiriyor. Siz de indirip afiyetle resimlere bakıyorsunuz.

İki kadın vokal önerisi

İkisini de beğenmedim. Belki daha sonra.

1-Regina Spektor
2-Katie Melua

23 Kasım 2007 Cuma

Haftanın kitabı

Tatar Çölü, bazen istifa etmeyi planladığınız işiniz, bazen ayrılmak istediğiniz sevgiliniz ve bazen de tamamen değiştirmeyi istediğiniz yaşamınızdır.

Haşim İşcan Geçidi

İstanbul'a yeni taşındığım, mabadımın henüz yoğun trafikte geçen saatler süresince koltukla başladığı simbiyotik yaşama alışmamış olduğu dönemlerdi. Can sıkıntısı beni benden aldı alacakken Haşim İşcan Geçidini gördüm. Bir insan bu kadar mı sevinir bir köprüyü gördüğüne. Haşim İşcan Geçidi benim için hep abimle borsa oynadığımız dönemde tapusu için kavga ettiğimiz yeşil bir diktdörtgendi, gerçekte var olduğunu hiç düşünmemiştim. Bir de buna niye bu kadar sevindim bilmiyorum, Valikonağını gördüğümde hiçbişey olmamıştı. Bolca bisikletin olduğu bir işhanıymış aynı zamanda.






Not1: borsaya monopoly diyen insanlar etraflı bi köteği hakeden insanlardır. beline beline vurasım gelir sopayla.
Not2: hala bisiklete binemiyorum.

Günün Sözü

Gelişmiş dünyada önemli olan know-how'dır, Türkiye'de ise know-who.

Nejat Eczacıbaşı

22 Kasım 2007 Perşembe

add to shopping cart

the story of male achievement through the ages

I want to spend the rest of my life with the woman at the end of that table there, but that does not stop me wanting to see several thousand more naked bottoms before I die, because that's what being a bloke is. When man invented fire, he didn't say, "Hey, let's cook." He said, "Great, now we can see naked bottoms in the dark." As soon as Caxton invented the printing press, we were using it to make pictures of, hey, naked bottoms! We have turned the Internet into an enormous international database of naked bottoms. So you see, the story of male achievement through the ages, feeble though it may have been, has been the story of our struggle to get a better look at your bottoms. ~Coupling, "Inferno," original airdate 2 June 2000, written by Steven Moffat, spoken by the character Steve

Persepolis



Sonunda dün izlemeyi başardım. Marjane Satrapi'nin otobiyografisinden yola çekilerek oluşturulan bir yapım. Bir genç kızın gözünden genel olarak İran devrimi ve buna karşılık batı dünyasının bakış açısı anlatılmış. Filmi izlerken sürekli bir İran-Türkiye karşılaştırması yapıyor insan ister istemez. Sıkılmadan keyifle izleniyor film. Bazı sahneler iyi karikatürize edilmiş ve gerçekten güldürüyor. Politik yönü dışında duygusal unsurlara da iyi yer verilmiş, bence başarılı bir yapım. Ama başyapıt değil. Yine de görülmesi gerekir.

"Punk is not ded"

21 Kasım 2007 Çarşamba

Ricky Rubio



Bu çocuğa dikkat. Adı Ricky Rubio,henüz 17 yaşında. Dün oynanan Joventut Badalona-Turk Telekom maçında ilk kez izledim. Deli bir oyuncu. Avrupa ve Dünya basketboluna damgasını vurması yakındır.Ankara'ya geldiği zaman izlemek isterim. İlerde torunlara anlatırız.

20 Kasım 2007 Salı

aneboda

14 montajdan sonra:

horatio: o şuraya takılacak abi
herbert: offfff
horatio: alahtan bunda çivi falan yok
herbert: 30 tane çaktık ya abi?
horatio: o buna mıydı
ahahahaha


evet yazınca komik olmuyor bazı şeyler

19 Kasım 2007 Pazartesi

16 Kasım 2007 Cuma

Cuma Akşamından Notlar

#Mesai saati bitiminde yazıyorum bunları. Haftasonu geldi. Bu aralar iş anlamında üretken olduğumu söyleyemem. Yan gelip yatma durumları var hafiften. Ankara'ya döndüğümden beri konsantre olamadım doğru düzgün.
#Dün Client konseri yalan oldu. Onun yerine Ankapol'de tek gösterime gittim. Maurizio Nichetti adlı İtalyan yönetmenin Volere Volare adlı filmi. Uzatmadan söyliyim 10 üzerinde 7 alır daha fazlası değil. Biraz animasyon, biraz fantastik, biraz da komedi vardı. Yine de seviyorum bu tek gösterimleri.


#Bu gösterimlerde sürekli gördüğüm şapkalı adam meğer 100.yıl semtinde bakkalmış. Özellikle ODTÜ camiası iyi tanıyor kendisini. Forumlarda adı komunist bakkal olarak geçiyo ama o kadarını bilemem. Tavas'ta rastladığım Commandante Tekel Bayisinin başka bir versiyonu demek.
#Geçen hafta Horatio ile Erdal İnönü'nün cenazesine gitmiştik. Bugün de bir arkadaşımın akrabasının töreni vardı. Cenazeden sonra bir yere gidip o kişiyi keyifli bir şekilde anmak güzel bir olay. Vasiyetime yazıyım boşuna helva pişirmiyin gidip bir yerde için diye:)
#Yarın hareketli bir gün olabilir.Mezunlar buluşması var ve saksafon kursum başlıyor.Saksafonda hedefim Dexter Gordon:)

Son söz:Bu ara bloga pek comment gelmiyor.
Yoksa??

Bugün

Bugün peydahlanan iş sorunlarını toparlayabilmem için yazmam gerekiyor. Yazı tahtası olarak blogu dolayısıyla sizleri kurban seçtim. Yazdıklarımın anlaşılmaması sonucunda zaman kaybetmeniz olasıdır.

1-Şirkette çalışacak bir yabancı eleman için çalışma izni alınması gerekiyor. Bununla ilgilenen bir müşavir ve şirkette sekreterimiz var. Yapılacak işin birinci kısmı başvuru. Belgeler toparlanacak, eleman bizzat vatandaşı olduğu şehirdeki T.C. konsolosluğuna giderek başvuracak, akabinde 3 gün içinde şirket olarak biz burada bakanlığa başvuracağız. Bu kadar basit. Bugün öğreniyorum ki, yurtdışındaki başvuru dosyasına bizim buradan bakanlığa teslim edeceğimiz belgeler de eklenmiş. 3 gün içinde o belgeleri toparlamamızın imkanı yok, yurtdışından da 3 günde gelmez.

2-Çalışma izni ile ilgili olarak konsolosluğa bir yazı göndermiştim. Konsolosluktan şirketin yönetim kuruluna benim yazımın asılsız ve üslubum sert olduğuna dair bir şikayet yazısı geldi.

3-Satın aldığımız 50bin dolarlık ekipmanı fabrikadan şantiyeye teslim edilecek. Satış temsilcisi nakliyeyi ve nakliye sigortasını halledeceğini söyledi. Her şey tamam. Bugün bir telefon, nakliyeci hazır sigorta eksik. Tamam, yaptıralım. Önce nakliyeciyle konuş: Ohooo adam çoktan yola çıkmış. Neden yola çıkmadan önce haber yok? Karşıdan ses yok. 3 kuruşluk sigorta yüzünden nedir bu durum?

4-Şantiyenin çalışması için bir izne gerek var. Bugün bir haber geldi. İzne ilişkin faaliyetler durdurulmuş. Sebep bilinmiyor.

5-Bütün yapacağım işler pazartesiye kaldı.

15 Kasım 2007 Perşembe

Manu Chao



1999 yazında Fransa'da iken tanıdım bu adamı. Basit bir dille yazılmış şarkı sözleri,insanın kanını kaynatan müzikleri ile hemen esir aldı beni. Şarkıları genelde kısadır, yolda ve alkol alırken iyi gider.1998 yılındaki "Clandestino" hit albümüdür. O albümdeki tüm şarkılar iyidir bence. Sonra 2001'de "Proxima Estacion: Esperanza" çıktı ama ilki kadar tutmadı. Dün Kasım ayındaki Roll dergisinde gördüm, yeni albümü çıkmış röportaj yapmışlar Manu ile. Albümünün ismi "La Radiolina". 21 şarkı var ama dediğim gibi şarkıların çoğu kısa. Bir ara edinmek lazım.

Bir defa buralara da gelmişti.Manu Chao 2000'lerin Bob Marley'i bir nevi.

zihuatanejo

"little place right on the pacific. you know what the mexicans say about the pacific? they say it has no memory. that's where i'd like to finish out my life, red. a warm place with no memory. open a little hotel right on the beach. buy some worthless old boat and fix it up like new. take my guests out charter fishing."


Client



Bu akşam saat 22.00'de
@If Performance Hall,Ankara
Giriş Ücreti:15 YTL

Pek tarzım değil ama maksat aktivite olsun

14 Kasım 2007 Çarşamba

Herbert trafikten bildiriyor

Senol gunbayrak gibi trafikteyim yine. Gerci daha once de yazd?m ama yine yazmakta bir beis gormuyorum. Anadolu yakas?nda oturup avrupa yakas?nda cal?san ama yine de ise arabayla gelip giden bir de utanmadan benim bir seridimi isgal eden kitleye en derin sayg?lar?mla. herbert

10 Şubat 2005 - Karga Bar

TGM, Herbert ve ben, soğuk bir İstanbul akşamında Kadıköy Kadife sokakta dolaşırken Karga'ya oturmuştuk. Giriş katında bir grup çalıyordu. Geçtik biraları yudumlamaya başladık. Melodiler kafamıza kazındı, çok beğendik. Daha sonra bir yerlerden CD'sini bulduk. 2,5 yıl sonra öylesine aklıma geldi işte. Şarkılarını bu adresten dinleyebilirsiniz.

13 Kasım 2007 Salı

My Name is Earl

Samanyolu Televizyonunun yeni dizisinin tanıtımından bir parça: "Hayata hep serseri tarafından bakan Murat, hırsızlıkla, dolandırıcılıkla yolunu bulmakta; böylelikle bu adaletsiz dünyadan kendi payına düşeni aldığına inanmaktadır. Fakat son işinde yakayı ele verince Murat için her şey bir anda değişir. Hapse atılan genç adam, hırsızlığın sevimsiz yüzüyle karşı karşıya kalmıştır. Sırtında tonlarca günah, kurtuluşuyla arasında yüzlerce hayat olduğunu fark eden Murat, daha önce kötülükte bulunduğu insanlardan helallik istemek için kolları sıvar. Tövbe kapısını aralayan eski hırsız, artık geçmişte işlediği günahlardan pişmandır ve üzerindeki kul haklarından kurtulmalıdır. Fakat bu nasıl olacaktır? Hakkına girdiği onca insanı tek tek nasıl bulacaktır?"

CNBC-E'de yayınlanan My Name is Earl dizisini takip ediyorsanız yukardaki senaryo tanıdık gelecektir. Bu dizide hırsız Earl, Karma felsefesine inanıp kendisine bir liste yapıyor ve hatalarını tek tek düzeltiyordu. Samanyolu'nun dizisi de aynen bunu anlatıyor işte. Yıllardır değişik dizilerin Türk versiyonlarını izlemiştik ama bu kadarı olmamıştı.

İşte ana karakter Murat:

Earl:

Dizinin adı da muhteşem: HAKKINI HELAL ET
Diziyi izleyince düşüncelerimi paylaşacağım.

9 Kasım 2007 Cuma

Aklıma takılanlar

1-Metro treni, Levent durağında 1-2 dakika bekliyor, sebep olarak da "sinyalimiz kapalı" diyorlar. Sinyal ne demek? Bu bir şifre mi? Tek hat metro böyle bekliyorsa, yirmi hatlı metrosu olan şehirler zavallı mı?


2-Digitürk reklamındaki kızlar bizim kapımıza dayansa, Lost'taki en ince ayrıntıyı sorsalar, yine de geri dönmezler öyle. Hem Digiturk'üm var, hem de Lost'un tüm bölümlerini ezbere bilen ev arkadaşım. Sağdaki iyiymiş.
3-Trafikte Truman Show sendromu yaşıyorum. Bu sendromu ben icat ettim. Şöyle yaşanıyor: Kullandığım yolda keşmekeş bir trafik var diyelim. Bu yolun bir noktasında da gideceğim yere beni ulaştırabilecek başka bir yolu görüyorum. Bomboş. Ertesi gün o yolu kullanmaya karar veriyorum. O da ne? Dün aynı saatlerde bomboş olan yol, bugün 600 tane arabayla dolmuş.

4-Esin'in sobelediği gereksiz teknolojileri yazamadım hala. Esin de ne kendi bloguna ne bize uğruyor zaten. Umarım iyidir kendisi.

7 Kasım 2007 Çarşamba

Kadın Hafızası

E: Bak benim gittiğim spor klübü Hürriyet En İyi On'da 1 numara seçilmiş.
K: 4 ay önce en iyi seçilen o dondurmacıya gittiğimizde "bu listeler işe yaramaz, parayı bastıran adını yazdırır" diyen sen değil miydin, ne oldu şimdi?
E: chatbot error, please restart to continue.

8-0



bu sefer çubuklu formaları evde mi unutmuşlar?

hehehehehehehehehehehehehheheheheheheheh

6 Kasım 2007 Salı

Türkiye Blog Konferansı

Şu dakikalarda konferans başlamıştır sanırım. Konumuz bloglar, yer Yıldız Teknik Üniversitesi, katılım ücretsiz. Bir ara bizim bloga da yorum bırakan Eda Suner konuşmacı olarak katılıyor.

PROGRAM

Saat Konu Konuşmacı
13:30-14:00 Açılış Konuşması Çağlayan Arkan
Microsoft Türkiye Genel Müdürü
14:00-14:20 Türk Blog Yazarları Platformu Mert Ulaş
14:20-14:40 Internet Stratejileri ve Web 2.0 Arda Kutsal
14:40-15:00 Panel: Kişisel Blog Başarı Öyküleri Eda Suner & Devletşah Özcan
15:00-15:20 ARA
15:20-15:40 Web 2.0 ve Sosyal Ağlar Alemşah Öztürk
15:40-16:00 Interaktif Yaklaşım Murat Buyurgan
16:00-16:20 Pazarlama İletişimi ve Blog A. Selim Tuncer
16:20-16:40 Sosyal Ağların Blog Dünyasına etkileri Alper Akcan
16:40-17:00 Panel: Başarı Öyküleri; Fikir Atölyesi ve Marketallica Tunç Kılınç & Özgür Alaz

5 Kasım 2007 Pazartesi

remember remember 5th of november


"Beneath this mask there is more than flesh and bones. Beneath this mask there is an idea, Mr. Creedy, and ideas are bulletproof."

The Bluemoon Cafe

İstiklal Caddesinde karşılaşılan turistlerin zor duruma soktuğu Horatio'yu kurtaran Mr.TGM'nin öyküsüdür.

Turist 1: Excuse me, do you know where The Bluemoon Cafe is?
Horatio: Never heard of it.
Turist 2: It should be somewhere near Point Hotel.
Horatio: Point Hotel? Yes, you will turn left, walk across the street and you will see McDonald's there, and...
Mr.TGM: And ask somebody!

2 Kasım 2007 Cuma

al sana bir soru

birazdan çıkıp ne bulursam yiyip otel odama dönmek niyetindeyim. iş kısmı zaten belli, raporlar vs. tgm yazmış aşağıda. 5,5 aylık delidivanesel iş salınımının sonuna yaklaşırken ayaküstü bir sosyal hayat muhasebesi yapıverdim:

  • 5 sezon Alias
  • 3 sezon Grey's Anatomy
  • 3 bölüm Heroes
  • sayısını bilmediğim film
  • 15-20 tane bitsin artık temalı iş yemeği
tekrar edeyim 5,5 aydır sosyal hayatım ortalama 170 bölüm dizi, birkaç film ve sıkıcı yemekten ibaretmiş :) ha bir de ev taşıdım

sonra morkoyun'un bir yazısından bir cümle geldi aklıma:

"Büyüdüğümü biliyorum coktandir da ne vakit öldüğümü hatirlayamadim... "

11. Ankara Caz Festivali



11. Ankara Caz festivali 15 Kasım'da başlıyor. Son konser tarihi 27 Kasım.
Ankara'ya dönüşte cemiyet hayatına adapte olmak için iyi bir fırsat.
22 Kasımdaki Michel Borstlap&Sibel Köse trio konseri kaçmaz.
Detaylı program burada

1 Kasım 2007 Perşembe

Neresi Sıla Bize Neresi Gurbet

Kat edilen 8.000 km, 4 kasaba, 1 şehir
Kötü oteller,karanlık ve dar yollar, sevimli insanlar
Ütüsüz takımlar,yorgun akşamlar,bitmeyen çalışmalar,
40 küsür rapor,imzalar,evraklar,dosyalar,
Yalnızlık,mutsuzluk,özlemler, neyi özlediğini tam anlamamalar,anlamsız tamlamalar
Böylelikle geçen 5 ay.
Sonunda eve döndüm,hala dönemeyenler de var.

Çarşamba sabahı işe gitmeden önce Tunalı'daki Mado'da otururken aklımdan geçenlerdi bunlar.

28 Ekim 2007 Pazar

Doğal,Daha Doğal,En Doğal..

2006 yılı Haziran ayında Şavşat yaylalarında gezerken çekilmiş bir resim..
Daha "doğal"ını bulamadım:)



Not:Hayır çoban değilim..

Melontheroad'ın sobesine uyarım.

26 Ekim 2007 Cuma

Cuma saçmalaması

Gittiğim caz konserinde ön sıralarda -muhtemelen Akbank'ın davetlisi olarak- Sevin Okyay bulunuyordu. Sevin Okyay'ın yaptığı işlere bakalım:

  • Futbolu takip ediyor, Radikal'de futbol yazıları yazıyor.
  • Kitap çevirmenliği yapıyor. Örn. Harry Potter
  • Radikal'de kültür yazıları yazıyor.
  • NTV'de radyo programı yapıyor.

Böyle bir hayatı kim istemez. Sabah kalk film ekiminde 5 seans film seyret. Akşamına konsere git. Ertesi gün bunlar hakkında yazı yaz. Canın sıkıldı mı çık dolaş hava al. En sevdiğin kitapların İngilizcelerini oku, çevirmenliğini yap. Üstelik bütün etkinliklere davetli olarak katıl, kuliste sanatçılarla tanış, bir de üstüne gazete, radyo ve yayınevlerinden yaptıkların işin para al.

Biz de masabaşı oturalım çalışalım. Akşam keyiflenmeye konsere gidelim. Bu tarz şeylere daha fazla zaman ayırmak isteyelim ama ne zamanı ne de parayı istediğimiz gibi bulamayalım. Noluyor be?

25 Ekim 2007 Perşembe

Varsın bana kıro erkek desinler

Caz müzik hayranı olmasam da caza normal bünyelerden daha fazla süre maruz kalabiliyorum. Daha çok modern caz denilen 1956-1965 dönemini seviyorum (TGM'ye özel not: Art Blakey, Coltrane, Sonny Clark filan). Akbank Caz Festivaline de caz kültürünü arttırmak için bir fırsat gözüyle bakıp, kendime bir konser beğendim. Böylece, dün gece Nublu (nuyublu diye okunuyormuş) Orkestra konserine gitmiş oldum.

Nublu içinde İlhan Erşahin de dahil olmak üzere 10dan fazla müzisyen var. Bir de orkestra şefleri var. Hayır, gerisini detaylı anlatamayacağım, şimdi düşününce bile bunalıyorum. Kısaca anlatmak gerekirse, eline ilk defa müzik aleti almış yaramaz çocukların rastgele müzik yapmasıydı diyebilirim. Ben ilk yarıya kadar dayandım. İlk onbeş dakika içinde benim bulunduğum kapıdan yaklaşık 20 kişi kendini dışarı atmıştı. Özellikle orkestra şefinin işaret ettiği her müzisyenin heyecanla abuk sesler çıkartması aklımdan çıkmıyor. Örneğin, saksofoncu işaret edilince bir anda dürürlürlülül diye çalıyor ve bırakıyor. Gitarist cart cart cart ritm atıyor, susuyor. Bu arada bateristler bozuk bir baskı makinesi gibi ritm atıyorlar. Bunlar arka arkaya bazen aynı anda 5 müzisyen devam ediyorlar. Yani ne melodi var, ne ritim var. Kesinlikle dinlenebilir değil.

Off bunaldım yine. Gitti paracıklar.

Kara Perşembe

bugün iyi başlamadı. hiiiç iyi başlamadı.

Üstünde Çubuklu Formalar Vardı