30 Ekim 2007 Salı

28 Ekim 2007 Pazar

Doğal,Daha Doğal,En Doğal..

2006 yılı Haziran ayında Şavşat yaylalarında gezerken çekilmiş bir resim..
Daha "doğal"ını bulamadım:)



Not:Hayır çoban değilim..

Melontheroad'ın sobesine uyarım.

26 Ekim 2007 Cuma

Cuma saçmalaması

Gittiğim caz konserinde ön sıralarda -muhtemelen Akbank'ın davetlisi olarak- Sevin Okyay bulunuyordu. Sevin Okyay'ın yaptığı işlere bakalım:

  • Futbolu takip ediyor, Radikal'de futbol yazıları yazıyor.
  • Kitap çevirmenliği yapıyor. Örn. Harry Potter
  • Radikal'de kültür yazıları yazıyor.
  • NTV'de radyo programı yapıyor.

Böyle bir hayatı kim istemez. Sabah kalk film ekiminde 5 seans film seyret. Akşamına konsere git. Ertesi gün bunlar hakkında yazı yaz. Canın sıkıldı mı çık dolaş hava al. En sevdiğin kitapların İngilizcelerini oku, çevirmenliğini yap. Üstelik bütün etkinliklere davetli olarak katıl, kuliste sanatçılarla tanış, bir de üstüne gazete, radyo ve yayınevlerinden yaptıkların işin para al.

Biz de masabaşı oturalım çalışalım. Akşam keyiflenmeye konsere gidelim. Bu tarz şeylere daha fazla zaman ayırmak isteyelim ama ne zamanı ne de parayı istediğimiz gibi bulamayalım. Noluyor be?

25 Ekim 2007 Perşembe

Varsın bana kıro erkek desinler

Caz müzik hayranı olmasam da caza normal bünyelerden daha fazla süre maruz kalabiliyorum. Daha çok modern caz denilen 1956-1965 dönemini seviyorum (TGM'ye özel not: Art Blakey, Coltrane, Sonny Clark filan). Akbank Caz Festivaline de caz kültürünü arttırmak için bir fırsat gözüyle bakıp, kendime bir konser beğendim. Böylece, dün gece Nublu (nuyublu diye okunuyormuş) Orkestra konserine gitmiş oldum.

Nublu içinde İlhan Erşahin de dahil olmak üzere 10dan fazla müzisyen var. Bir de orkestra şefleri var. Hayır, gerisini detaylı anlatamayacağım, şimdi düşününce bile bunalıyorum. Kısaca anlatmak gerekirse, eline ilk defa müzik aleti almış yaramaz çocukların rastgele müzik yapmasıydı diyebilirim. Ben ilk yarıya kadar dayandım. İlk onbeş dakika içinde benim bulunduğum kapıdan yaklaşık 20 kişi kendini dışarı atmıştı. Özellikle orkestra şefinin işaret ettiği her müzisyenin heyecanla abuk sesler çıkartması aklımdan çıkmıyor. Örneğin, saksofoncu işaret edilince bir anda dürürlürlülül diye çalıyor ve bırakıyor. Gitarist cart cart cart ritm atıyor, susuyor. Bu arada bateristler bozuk bir baskı makinesi gibi ritm atıyorlar. Bunlar arka arkaya bazen aynı anda 5 müzisyen devam ediyorlar. Yani ne melodi var, ne ritim var. Kesinlikle dinlenebilir değil.

Off bunaldım yine. Gitti paracıklar.

Kara Perşembe

bugün iyi başlamadı. hiiiç iyi başlamadı.

Üstünde Çubuklu Formalar Vardı

24 Ekim 2007 Çarşamba

Heyecansız

Otobüs çok kalabalık. Beşiktaş'a doğru gidiyoruz. Ben para toplayan muavinin masasına dayanmış durumdayım. Derken, bizim şoför delice korna çalmaya başladı. Yola baktım, bir minibüs bizden hızlı hareket edip yolcumuzu kapmış. Bizimki sinirlenip minibüsü sollamaya/sağlamaya çalışıyor, minibüsçü de aynı yöne giderek izin vermiyor. Muavin ve şoför ağız dolusu küfür ediyorlar. Bu arada yoğun trafikte Barbaros Bulvarı üzerinde olduğumuzu belirteyim. Neyse, bu minibüs ne olduysa geride kaldı. Rahatladık derken minibüs sol taraftan bizim şoförün olduğu yere hızla çarptı. Biraz sarsıldık. Sağa çektik. Minibüs ileride durdu, şoförü hızla indi. Bizim muavin ve şoför de indiler. Ben otobüsün arkalarına kaçtım. Orta ve arka kapıdan kaçmak istiyorum ama kapalı. Ön taraftan kavgayı izleyen yolcular canlı aktarıyorlar "aayyy bıçak çekti" filan diye. Nasıl olduğunu bilmiyorum ama sonra insanlar sakinleşti. Ben kendimi ön kapıdan dışarı attım. İlk durağa kadar yürüyüp başka bir otobüse bindim.
Not 1: Bu yazıda anlatılanlar tamamen gerçektir ve bu sabah 08:20 civarı yaşanmıştır.
Not 2: Annemin haberi olmasın lütfen.
Not 3: İsveç'te filan insanlar sıkıntıdan intihar ediyomuş ya, buraya gelsinler 2 gün ÖHO'ya bindiririz, bir şeycikleri kalmaz.
Not 4: İsveç diyorum alooo.

23 Ekim 2007 Salı

not that there is anything wrong with that

Rowling geçen gün bir konferansta Dumbledore'un aslında gay olduğunu, gençken birlikte mücadele edip daha sonra yollarını ayırdıkları geller gridelwalt'la aralarında geçen tek "macera"nın hallow'lardan ibaret olmadığını söylemiş.



rowling'in 6 kitap boyunca dumbledore hakkında ağzını bıçak açmazken 7. kitapta hörül hörül kirli çamaşırları dökmesi tuhaf gelmişti. ama bu konuyu gizlemesi enteresan. bir de adamcağızın tek ve büyük aşkının kara büyücü olması ironik. zavallı kendini kulesine kapatmış işine gücüne vermiş. etrafta da erkek niyetine bi tek kıtipiyoz snape var. hıncını voldemorttan çıkartmış.

rowling bir açıdan da haklı aslında. hödüklük bizim coğrafyaya özgü bir durum olmadığı için "vay benim çocuğumun okuduğu kitapta ne işi var gay'in" diyen bi şahsiyet çıkacaktır tabi.

22 Ekim 2007 Pazartesi

Kış


kış başlıyor sevgilim
hoşnutsuzluğumun kışı başlıyor
bir yaz daha geçti hiçbir şey anlamadan
oysa yapacak ne çok şey vardı
ve ne kadar az zaman
kış başlıyor sevgilim
iyi bak kendine
gözlerindeki usul şefkati
teslim etme kimseye, hiçbir şeye
upuzun bir kış başlıyor sevgilim
ayrılığımızın kışı başlıyor
Giriyoruz kara ve soğuk bir mevsime.

Murathan Mungan

21 Ekim 2007 Pazar

Springboks Şampiyon


Rugby World Cup dün akşam oynanan finalle sona erdi. Güney Afrika son şampiyon İngiltere'yi 15-6 yenerek kupanın sahibi oldu. Böylece İngilizler 2003'te kazandıkları unvanlarını koruma şansını kaybettiler.Eğer korusalardı bu ilk olucaktı. Biramı alıp TV5 ekranına kuruldum. Maç öncesi seremoniler ve milli marşlar görünmeye değer. Adeta savaşa gidiyomuşcasına hazırlanan sporcular,gözlerden gelen yaşlar,takım ruhu,dayanışma her şey var.
Maç beklenildiği gibi büyük çekişmeyle geçti. Gollerin hepsi penaltıdan geldi,o açıdan biraz kısır bir oyun oldu denilebilir. Maçın kırılma anı ikinci yarıda İngilizlerin yaptığı "try"(amerikan futbolundaki touchdown gibi)ın hakemler tarafından sayılmaması oldu. Karar biraz tartışmalıydı, hakemler pozisyonu bir kaç kere izleyip kararlarını vermek zorunda kaldı.
Maç sonunda İngiliz Başbakanı,Fransa Cumhurbaşkanı,Güney Afrika Devlet Başkanı (sanırım) seremonideydi. Kutlamalar görülmeye değerdi. Sprnigboksların kaptanının yarılmış kaşıyla kupayı kaldırması ve İngilizlerin kahramanı Johnny Wilkinson'ın (2003'te son vuruşla kupayı getiren adam) üzüntüsü de görülmeye değerdi.
Bizim Rugby Milli Takımımız olsa ne güzel olur aslında, tam bizlere göre bir spor:)

19 Ekim 2007 Cuma

Soru işareti

İGDAŞ: Aloööv
Horatio: İyi günler, çalışma saatlerinizi öğrenebilir miyim?
i: Neööv?
h: Çalışma saatlerinizi... Kaçta açılıyo İGDAŞ?
i: Sekiz buçuk, beş buçuk arası
h: Cumartesi açık mı?
i: Belli değil.
h: Nasıl yani, bazen açık bazen kapalı mı oluyor?
i: Evet.
h: Peki, iyi günler.

18 Ekim 2007 Perşembe

gez gez bitmedi

anadolunun mistik yapısıyla ilgili merak ettiğim 2 husus var, yıllar süren araştırmalarıma rağmen henüz bir sonuç alamadım:

  • insanlar niye hep yolun ortasından yürür? bir iki yere özgü bir durum değil bu. öncülüğünü iç anadolunun yaptığı bir akım bütün ülkede. gayet de kaldırım olmasına rağmen insanlar ağır aheste yolun ortasından yürümekte hiçbir sakınca görmüyor. hatta öyleki yolu tam ortalıyorlar, ve dahi 2-3 kişi kol kola giriyorlarki trafiğin akabileceği bütün delik ve gedikler bertaraf edilsin. tavsiyem çekilir heralde diye beklemeyin çekilmez. ben çok bekledim ordan biliyorum. tek çözüm korna çalmak. bu durumda da sanki adamın evinin oturma odasına girip de "kalk o kanepeden" demişsincesine bir şaşkınlık oluşuyor yüzlerde. o yolun aslında arçlar için olduğunu ilk defa keşfedermişcesine. benim bu konuda teorim yurtta hiç trafik kazası olmamış olasılığı yönünde. yani bu insanlar arabanın çarpabilen ve öldürebilen (ağzımdan yel alsın) bir oluşum olduğu yönünde duyum almamış hiç. bir iki kişi olsa iyi bazen bütün çarşı halkı yolu kullanınca insanın sigortaları atabiliyor.
  • neden insanlar parkyeri konusunda bu kadar genişler? yani her noktaya park edilebilir. burası yaya geçişini engelliyor, veya önüne park ettiğim adam bu noktaya kazık çakmış değil, an gelecek buradan çıkmak isteyecek gibi sıkıntıları dert etmiyor kendine yurdum insanı. araba sığar mı sığar. tek kriter bu. dün iş çıkışı aynı zihniyette bir doblo sahibinin arabımın çıkışını özenle engellediğini gördüm mesela. bir iki dakka bekledik ama gelen yok giden yok. mecbur esnafı tek tek gezdim. kıraathaneden çıktı sevgili şoförümüz. arabamın önüne park etmişsiniz çekin de çıkayım dedim ama kendisi öyle bir nazla kalktı ki yerinden, sanırsınız sol böbreğini bana bağışla demişim. bi zahmet giderken arabaya, şöyle bi muhabbet cereyan etti:
Ben: tam ortalamaşsınız arabayı, ya acil bi durum olsaydı nası çıkacaktım
Doblo: yer yoktu başka yerde
Ben: başka yerde yer yoktu da, burda da yer yoktu, yine de park etmişsiniz.
Doblo: ......... ( ben senin ümmüğünü sıkarım esanslı sessizlik)
Ben: (dayak yiyeceğini anlamış ama kuyruğu dik tutmaya çalışan kırık ses tonuyla) neyse tamam olabilir. yer yok tabi

bir türküdür anadolu diyerek satırlarımı noktalıyorum.

Arz ederim.

Komutanlık Makamına,

İlgi: 18.10.2007 / 07:18 tarih ve saatli kısa mesaj emirleriniz

İlgide belirtilen kısa mesaj emirleriniz gereği belirttiğiniz kuaföre tarafımca 07:56'da intikal edilmiş, aşağıdaki fiyat listesi ele geçirilmiştir.

Fön 10
Kesim 20
Topuz / Maşa 25
Boya 40
Röfle / Gölge / Balyaj 70
Kaş 7
Bıyık 4
Kaş+Bıyık 10
Manikür 10
Pedikür 15

Bilgilerinize saygılarımla arz ederim.

Çavuş Horatio

16 Ekim 2007 Salı

Suskunlar



Yazdığı tüm kitaplarını okuduğum tek yazar olan İhsan Oktay Anar'ın yeni kitabı Suskunlar 18 Ekim'de piyasaya çıkıyor.
Ideefixe fiyatı 10,80 YTL.
Ön sipariş mevcut. Kaçmaz.

15 Ekim 2007 Pazartesi

şu bosch'ları da alır mısınız













bosch'dan harlequin serisi reklam filmleri devam ediyor. global ısınma ayağına karısına yağdanlık yapan ibibik kocayla başlayan seri, ilhan şeşen'le devam etmişti. o reklamda neler oldu pek hatırlamıyorum çünkü ilhan şeşen'den pek hazzetmiyorum. kendisi kendini hepimize yetecek kadar seviyor zaten. şimdi daha damardan daha bir derinden vuran bir reklam dönüyor. başrollerde yerli dizilerin adını bilmediğim güzel insanları, dağlara yazılası bir aşk hikayesi. anladığım kadarıyla bosch alırsanız böyle bir hayat yaşarsınız tadında bir mesaj verilmeye çalışılıyor. hedef kitlenin ne kocasından ne de yavrularından zerre şevkat görmeyen mazlum ev kadınları olduğunu düşünürsek gayet de etkili bir yöntem. biz bosch kullanmayanlar daha sümüklü ilişkilere mecburuz sanırım.

not: bence o kız evlenme teklifini reddetsin, zira pinti herif fincana iki damla kahve ya koymuş ya koymamış. kırlınca hiçbir şey sıçramıyor etrafa. böyle üstten sıkıp alttan yalayan adamla ömür geçmez benden söylemesi.

14 Ekim 2007 Pazar

Rugby WorldCup 2007

Dün akşam milli maçı izledikten sonra kanalları zaplamaya başladım. Tv5'te Fransa-İngiltere rugby maçına denk geldim. Rugby World Cup Eylül başından beri Fransa'da devam ediyor. Şu anda yarı finaller oynanıyor.Fransa-İngiltere ve Arjantin-Güney Afrika. Gözler Aussie ve All Blacks(Yeni Zelanda) leri arıyor ama onlar çeyrek finalde elenmiş. Maçı uzun süre Fransa önde götürüyor ama sonunda Jonny Wİlkinson (bu oyunun efsanelerinden, diğeri ve daha önemlisi için bkz.Jonah Lomu) önderliğindeki İngiltere maçı alıyor.(14-9)



İzlemesi inanılmaz keyifli bir spor rugby. Biraz futbol,biraz güreş,epeyce mücadele ve en önemlisi rakibe saygı.Daha önce baştan sona rugby maçı izlememiştim,ötesinde kurallarını da pek bilmem. Buna rağmen inanılmaz zevk aldım ve bu akşamki diğer yarı finali de fırsat olursa izlemek istiyorum. Final maçı haftaya Cumartesi. Bir pubda İngilizlerle beraber finali izlemek ilginç olabilir.

9 Ekim 2007 Salı

on the road


Nerenin neyi meşhur gayet iyi biliyorsanız

Cep telefonunuzun her an göndermeye hazır kayıtlı mesajları arasında “Ben vardım, iyiyim. Öpüyorum” varsa

Hiç bilmediğiniz bi şehirde bile aradığınız yeri içgüdülerinizle fazla zorlanmadan bulabiliyorsanız

Uzun süre valizinizi görmezseniz bir eksiklik hissediyorsanız

Havaalanları, otogarlar sizin düzenli takıldığınız yerlerse

Uzunca bir süre eviniz arabanızsa

Kaldığınız otelin çalışanlarıyla, resepsiyonist yerinde yoksa bankonun üstünden atlayıp kendi anahtarınızı alacak kadar samimi olduysanız

Seyahat ütüsünün beyhude yere açmaya çalıştığı buruşuk gömlek sizin için bir hayat tarzıysa

Ufak otellerde sadece kanal 7, samanyolu vs. çektiği için büyük buluşma gibi fantastik dizileri takip ediyorsanız

Ve aynı otellerde birkaç kanal sonra porno kanal bulunduğundan eminseniz

Gittiğiniz yerdeki çalışanlarla tek bir tencereden yemek kaşıklamakta hiçbir sakınca görmüyorsanız

Aylar boyu sadece pide yeseniz bile bağırsaklarınız düğümlenmiyorsa

Anadolu otelinde resepsiyonist sahur vakti diye kapınıza dayanırsa ve siz kalmıyorum deyince şaşırıyorsa

En yakın dostunuz bilgisayarınız olduysa

Meslektaşız demektir, merhaba canım

Önemli olan boyu

Spamciler öyle dadandılar ki cimeyile. Neyse, hepsi spam kutusuna düşüyor. İşte seçmeler:

3.lük ödülü: Want it bigger?

2.lik ödülü: Your size is what really counts.

1.lik ödülü: Don't be embarresed every time you get naked!

Jüri özel ödülü: Does your size ruin your life?

Haydar Dümen ömür boyu başarı ödülü: Don't be an average men.

Hayır, kendimden şüphe etmiyorum!

8 Ekim 2007 Pazartesi

CeBIT

Muhabiriniz Horatio sizler için Tekirdağ'daki CeBIT bilişim fuarındaydı. Mecidiyeköy'den TEM'e bağlanıp Mahmutbey gişelerinden OGS ile geçtikten sonra Avcılar/Bahçeşehir çıkışından Beylikdüzü'ne saptım. Mecidiyeköy'den fuar tam 40 km mesafede. Neyse ki pazar sabahı trafik yok, fuar açılmadan saat 10:30'da kuyruğa girdim.

İnsanların bu kadar yol tepip üstüne de 20 YTL vererek bu fuara gelmelerini anlayamıyorum. Madem gelip mp3 çalar, cep telefonu bakacaksın, git en yakındaki devasa bilgisayarcılara. Fuarda ne işin var? Derken cevabı aldım. Turkcell üzerinde selocan antenleri olan şapkalar dağıtıyormuş, herkes onları almaya gelmiş, koca koca amcalar sarı sarı antenlerle dolaştılar içeride.
Fuarda üç bölüm vardı, dijital yaşam, iş dünyası ve telekom. Dijital yaşam bölümü yer/yön belirleme cihazları ve plazmacılar tarafından işgal edilmişti. Geri kalan yerlerde mp3, telefon vb tanıtımları vardı. En komik bölüm, e-devlet ve e-belediye bölümleriydi. Sanki her işi internetten çözebiliyordu bu devlet, ama geçen hafta yaşadığım ikametgah, kira sözleşmesi ve kimlik fotokopisi işkencelerinden kimse bahsetmiyordu.
İş dünyası bölümü, her aklına esen girmesin diye kartvizit sunabilen insanlara açıktı sadece. Nispeten daha az kalabalık ve daha amaca yönelikti. Tayvandan Çinden gelmiş tedarikçiler ve Türk firmalar tanıtım yapıyorlardı.
Telekom bölümü, Turkcell, Türk Telekom, Avea ve Digitürkten oluşuyordu. Vodafone niye gelmemişti bilmiyorum. Digitürk, yanyana iki TV koymuş, işte bu standart bu da yüksek çözünürlüklü demiş. Tamam yüksek olan süper ama standart o kadar kötü değildi, sanki kasıtlı olarak bozmuşlar.
DönüşteE-5ten geleyim dedim, Avcılar'da İstanbul Üniversitesinin önünde çalışma vardı, trafik berbattı. Yeni yapılan metrobüsü gördüm. iki şerit otobüse ayırmışlar, kendi kendine takılıyor. İyi akıl aslında.

Aklıma Takılanlar


#Pınarbaşı maceramız Cuma günü sona erdi.Hızlı bir yol macerasıyla Elmadağ ilçesine ulaştım.Haftasonu Ankara'nın tadını çıkardım.Herbert da ordaydı.
#Pınarbaşı'na yolunuz düşerse çerkez peyniri ve füme alabalık denemelisiniz.Bi de çerkez düğünü görmek lazım.Ben göremedim o ayrı.
#Ümitköy'de Mayet diye bir yer var.Hem kasap hem lokanta.Testi kebabı leziz.
#Cafe Bien'i seviyorum.İçkiler pahalı,simalar tanıdık değil ama olsun.
#Aynasızlar peşimde.Türkiye'nin radar noktaları adlı kitabım yakında piyasaya çıkar bu gidişle.Ehliyeti kaptırmak için kaç ceza puanı lazım?
#Eskişehir'de iken Sergen Yalçın'ı izlemek için maça gitmiştim,kadroda yoktu o gün.Haftasonu 2 tane atmış.Efsanedir kendisi.
#Poke poke nereye kadar..

5 Ekim 2007 Cuma

Bir bilmece daha

Soru işaretinin yerine hangi harf gelecek?

U, N, E, İ, F, ?

4 Ekim 2007 Perşembe

kurukafa balta yıldırım yumruk dinamit










asab
iyim


I've added you as a friend on Facebook







Yahu tamam, bu feysbuk iyi bir şey. En unuttuğunuz arkadaşlarınızı bulup karşınıza çıkarıyor ama yeter ya! Alakam olmayan eski iş arkadaşları, iş ilişkisinde olduğumuz firma yetkilileri filan beni arkadaş listelerine eklemeye başladı.

3 Ekim 2007 Çarşamba

Dünyanın en hızlı Roberto Carlos'u

Dün akşam CSKA-FB maçının devre arasında izledim aşağıdaki reklamı. Çok güzel! Garanti yapmış yine yapacağını.

2 Ekim 2007 Salı

Doktor

Diş doktoruna gittim. Çenemin sağ tarafında bir dişim ağrıyor. Koltuğa oturdum, doktor geldi, beyaz saçlı, kemik gözlüklü, esmer tenli yaşlı bir adam. Şöyle bir baktı, "çekmemiz gerek, çürümüş" dedi. Yalvardım "çekmeyin, tedavi etmenin yolu yok mu?", "hayır" dedi. "Çektirmek istemiyorum" dedim. Şöyle bir baktı, ve aniden zorla dişime girişti, kerpetenle yakaladı, çekmeye çalışıyor. Ben de bir yandan kolunu tutuyorum çekmesin diye. Üstelik daha uyuşturmamış bile. Bir süre böyle çekiştikten sonra vazgeçti. Üst taraftaki başka bir dişe bakacakmış. Niye uyuşturmadını sordum, cevap vermedi. Boğuşma sırasında ortaya çıkan parçaları tükürmemi söyledi, koltuğun ufak lavabosuna tükürdüm. Ben tükürdükten sonra o da tükürdü. Sonra üstteki dişi incelemeye başladı ve aniden onu da çekmeye uğraştı. Ben yine kolunu tutup kendimden uzaklaştırmaya çalışıyordum. O sırada kan ter içinde uyandım.

Bir rahatlama aracı olarak blog

Çok kızgınım!
Olay şu. Şirkete satın alınacak bir ekipmanın siparişini verdik bugün. Siparişi bugün ya da 1 hafta sonra vermenin bizim için bir farkı yok, çünkü acil ihtiyacımız değil Siparişin kesinleşmesi için satıcı firmaya bir peşinat ödenmesi gerekiyor.
Siparişi verdik, peşinatı havale ile gönderdik. 1 saat sonra telefon. Havaleyi gönderdiğimiz banka şubesinden arıyorlar. Sekreterimiz konuşuyor.

-Burada müşterimiz yarım saattir bekliyor. Para gönderecekmişsiniz.
-Siz kimsiniz?
-xx bankası xxx şubesinden xxx.
-Biz gönderdik parayı.
-Ne zaman?
-1 saat oldu.
-Siz kimsiniz?
-Size kim telefonumuzu verdi?
-Burada xx şirketinden xx bey. Yarım saattir bekliyor.
-Biz talimatı gönderdik.
-Hangi banka? Hangi şube?


Sekreter duruma daha fazla dayanamayıp benimle görüşeceğini söylüyor ve kapatıyor. Ben de satıcı firmayla görüştüm. Özetle, satıcı şirketin sahibinin acil bir ödemesi var, bizim ödeme yapacağımız kesinleşince soluğu bankada alıyor, paranının gelmesini bekliyor, gelmeyince banka şubesinden bizi arattırıyor.

Yahu ben senin bankanla muhatap değilim ki be adam? Ben seninle muhatabım. Kaldı ki, ben siparişi yarın da geçebilirim, niye acele ettiriyorsun? Bankadaki işgüzar yetkili, sana ne satıcıyla-alıcı arasındaki ilişkiden? Senin ne haddine bize hesap sormak?

Bu bankada bir tanıdık olsaydı ya keşke, bir hesap sorardık.

1 Ekim 2007 Pazartesi

t-shirt katlama sanatı

bu video yıllar önce maille gelmişti bana. güç de olsa öğrendim yapmayı ve yıllardır böyle katlıyorum t-shirtlerimi (eğer katlarsam tabi). çok pratik herkes öğrenmeli. hatta geçen gün teyzeme öğrettim duacı oldu bana.


:

paatos


çok leziz, isveçli bir grup paatos. progressive rock demişler yaptıkları müzik için ama bana pek öyle gelmedi, neyse. 3 tane albümleri varmış. ben timeloss ve kallocain'i dinledim. dinledikçe dinleyesi gelen, temiz, sakin şarkılar. biraz morcheeba'yı andırıyor ama daha akustik, canlı dinliyormuş havası veriyor. bir de ilk kez horatio ve tgm ile karga'da duyduğumuz tamburada'yı çağrıştırdı bana. gerçek grup müziği yapıyorlar, enstrümanlar tek tek hissediliyor. bu sene masstival'e gelmişler ama kaçırdık. neyse öbür albümü de edinmeli.