11 Haziran 2007 Pazartesi

Annemin Gizli Kimliği

Yıllardır şüphelendiğim bir durumu bu haftasonu açıklığa kavuşturdum:



Bilindiği üzere Marvel’ın biraz geri planda kalmış karakteri Daredevil aslında kör bir avukat olan Matt Murdock. Kısaca özetlemek gerekirse Matt kardeşimiz çocukken kör bir adamı kurtarmaya çalışırken radyoaktif maddeye maruz kalıyor. Gözleri kör oluyor ama kulaklar oluyor size birer sonar. Seslerden etrafta neler olduğunu zihninde canlandırabiliyor. En karanlık ortamda bile rakibinin çıkardığı en ufak çıtırtıdan ne yaptığını anlıyor. Bir de kahramanlığın gereği hoplama zıplama yeteneği de oluyor tabi. Konu başka olduğu için fazla detaya girmek istemiyorum ama filme çekilen versiyonu paçavradan öteye geçememişti. Jennifer Garner da olmasa paramı geri isteyecektim.

Neyse benim asıl şüphelendiğim ise annemin de benzer süper güçlere sahip olması. Uzun süreden sonra haftasonu görüştük, hasret giderdik. Neyse kendisi oturma odasında otururken ben de mutfağa gittim. 2 dakika sonra oturduğu yerden seslendi. “o makarnayı sos tenceresine koyma demiyo muyum ben sana. O açtığın meyve suyu da eski, yenisi öbür dolapta” 30 saniye sonra da ekledi “offlama”.

Kadın bütün bu senaryoyu mutfakta çıkardığım tıkırtılardan üretti ve aynen tutturdu. Münferit bir olay da değil, yıllardır dumur rüzgarlarında savuruyor abimle beni. Biz evde yokken çatılarda adalet savaşçılığı da yapıyor mudur bilemiyorum ama anne bunu okuyorsan unutma: oralarda jennifer’ı görürsen söyle niyetim ciddi.

10 Haziran 2007 Pazar

Kaç kedi var?

Bizim mahallede çok kedi-köpek sever olduğunu biliyordum da bu kadarından haberim yoktu.
Posted by Picasa

9 Haziran 2007 Cumartesi

You Talking to Me?

Yine bir uzun yol hikayesi. Bu defa geçen seferden farklı olarak kendime sevdiğim şarkılardan bir potpuri oluşturup çıktım yola. Çocukken hazırladığım karışık kasetler geldi aklıma. Hepsine de La Luna’yı koyardım. İnsan bayağı bayağı salak oluyor çocukken.

Bu sefer de en detone tarafından çığırdım hiç çekinmedim. Ama en azından lehçesel ilerlemeler kaydediyorum: What Else is There’i iskandinav, Gel Ey Seher’i de azeri şivesiyle söyleyebiliyorum. Fakat Skin’le birlikte Secretly’i söylemeye çalıştığım nokta nefes borumdaki boğumları elime aldığım nokta oldu.

Neyse azizim kendimle ilgili bu kadar sıkıcı detaydan sonra asıl demek istediğime geleyim. Bu sefer de bir albüm tavsiyem var size: Travis, The Boy With No Name




Travis bilindiği üzere adını Taxi Driver’dan almış pek seviyeli pek güzide bir grup. “Flowers in the Window” ve “Why Does it Always Rain on Me” her dönem gönül telimi tırım tırım titretmiştir. Bu albüm de kollarında altın bilezik olmuş resmen. Ben ziyadesiyle beğendim.



Daha öncekilerde de olduğu üzere, bu da öyle insana sille tokat girişen, “vay be bir anda hayatım değişti” dedirten bir albüm değil. Travis albümleri biraz dinleyip, sindirip benimsedikten sonra insana derinden ve huzurlu bir “mmımmmm” dedirtir zaten (en azından bana). The Boy With No Name de böyle. Şarkı listesi şudur:

3 times and you lose
selfish jean
closer
big chair
battleships
eyes wide open
my eyes
one night
out in space
colder
new amsterdam


Ben en çok My Eyes’ı beğendim. Flowers in the Window tadı bıraktı benim damağımda. Cidden başarılı, tekrar tekrar dinlenilmeli. Ondan sonra da Closer geliyor. Zaten ilk video da buna çekildi. Yalnız yolda dinlerken “ulan bu tef sesleri yoktu bu şarkıda” diye kendi kendime kıllanıp durdum. Gerçeği şarkının sonuna doğru fark ettim ki, tef ritimleri hoparlörün önüne birikmiş bozuk paraların baslarla birlikte hoplamasından oluşuyormuş (hey mr. tambourine man). Yani insan büyüyünce de bir şey değişmiyor, salaklık baki.



Battleships ve Big Chair de akılda kalan başarılı şarkılar. Colder da standart bir Travis şarkısından hayli fazla gitar içermesiyle dikkat çekici.

Neyse lafı uzattım yine. Sözün özü şu, Travis seviyorsanız ciğerinizin bir köşesinde bu albüme de yer bulursunuz mutlaka. Gelseler de canlı canlı dinlesek.

8 Haziran 2007 Cuma

Durak - Bölüm 2

Hani bazı filmlerde olur ya, ana karakter filmin başlarında ilgisiz bir şey yapar, ne olduğu sonradan ortaya çıkar. O zamanlarda o karakter bile bilmiyordur o yaptığı şeyin böyle bir ilgisinin olduğunu. Hep beraber öğreniriz, ya dehşete düşeriz, ya şaşırırız ya hoşumuza gider. İşte geçtiğimiz hafta içinde Internetin dehlizlerinde dolaşırken bu 3 duyguyu bir anda yaşadım. Durum şu...
Aylar önce yazdığım Durak adlı bir yazı vardı, öyle matah bir şey değil. Sadece her sabah işe giderken o durağı gördüğümde bende uyanan hisleri anlatmıştım. Internette bulduğum şey ise Murathan Mungan'ın Kırk Oda adlı kitabında yazdığı bir hikaye. İsmi Boyacıköy'de Kanlı Bir Aşk Cinayeti. Buradan ulaşabilirsiniz. İlgimi çeken aşk hikayesi filan değil. İlgimi çeken Murathan Munhan'ın hikayenin başında olayın geçtiğim Boyacıköy otobüs durağını anlatması. O kadar içten, o kadar güzel ki. Biraz alıntı yapmak istiyorum.

Boyacıköy Durağı, bir hüznün mekanıdır.

İnerken sağda kapısı çıngıraklı bir eczane -içinde ak saçlı, deniz kadar yaşlı, yuvarlak gözlüklü bir adam, ilaç kutularının ardında gülümser-, onun yanında yalnızca tek koltuğu bulunan bir berber dükkanı ve sürekli köşede bekleyen, gözünü denizden hiç ayırmadan bekleyen bir inzibat eri vardır. Gözleri hep denizdedir, gözlerini alamaz denizden. Sanki o köşeyi değil de, denizin başını bekliyordur. Ve sanki Kars'lıdır, Erzurum'ludur. Hiç deniz görmemiştir askerliğine dek. Ve sanki şimdi denizden hiç ayrılamayacağını düşünüyordur. Kim bilir belki de kapkara bir balıkçı sevdasına tutulmuştur. Denizle ödeşecektir.

Sokaksa tutar elinden bu küçük sokakların, tutar elinden iki yanına dizilmiş basık tavanlı, yorgun kepenkli, küçük dükkanların, her gün denize iner.Yedilerden, tepelerden denizlere inen en eski İstanbullulardandır bu sokak.

Sabahları işlerine gitmek için -ya da öğle üzerleri bir yerden bir yere- denizi unutan, aklından çıkarmış olan bu insanlar, bu yan sokakların birinden buraya kıvrıldıklarında, anlarlar ki deniz vardır. Oradadır. Karşılarındadır. Yürekleri hızlanır. Adımları hızlanır. Deniz, yol kesen bir Bizans eşkıyası gibi çıkar önlerine. (Var mıdır böyle eşkıyalar Bizans'ta? Yoksa çağrışıma başka yerlerden mi taşınmışlardır?)


Peki neden yıllar önce yazılmış bu hikayeyi okuyunca ürperdim. Çünkü sevgili okur (dodo, ayşe ve bizim takımdan başka okuyan var mı acaba) benim yazımda geçen durak Boyacıköy durağı idi. O eczane, o küçük sokaklar, kepenkli dükkanlar hepsi burada. Her sabah işime gitmek için denizi aklımdan çıkarmış ben, bu durakla karşılaştığımda farkederim ki deniz vardır, hep oradadır.

Semra koy bi kaset de keyfimizi bulalım

7 Haziran 2007 Perşembe

Bu da mı gol değil hakim bey

Yağan yağmur,hafif kaygan bir saha..taşrada futbol heyecanı..müdürüm,amirim,başkanım hepsi gelmiş..ter atmaca maksat,amatör ruh..paslaşma, koşturmaca, çalım, gol..maç bitimi kazanan mühim değil o kadar..çay yeni demlenmiş sıcak sıcak..hararet alır,su yerine iyi gider..doldur bakalım bir daha şekeri de ilave et..ohh..hadi gidelim Bates motele..yolda Fatih Erkoç'un yeni albümü,5 nolu şarkı..cd olunca A sı B si de kalmıyor bu işin..Sevmiyorum seninle dolu olan bu şehri, sevmiyorum artık sensiz olan beni..Hayat fena halde futbola benziyor gerçekten ve üç iyi pas kesin gol getiriyor..

6 Haziran 2007 Çarşamba

Aphrodisias

Yöre halkının şivesine adapte olma çabasıyla akşamlarımı internet cafede geçirmeye karar verdim..Böylece blogumuza da bir iki katkıda bulunurum diye düşündüm.. Denizli şivesini anlamak gerçekten de zor..Hem hızlı hem de kelimeleri yutarak konuşuyorlar..Özellikle yaşlı insanlarda durum daha da feci..Sadece gülerek geçiyorum bazı durumlarda..Küfretseler farkında olmıycam o derece..
Geçen cumartesi günümü Aphrodisias antik kentini gezerek geçirdim..Son dönemlerde yaptığım en keyifli ve faydalı aktiviteydi..Aphrodisias'a gitmek için Tavas-Muğla yolundan sağa sapıp Karacasu istikametinde ilerlemeniz gerekiyor..30 km gittikten sonra tabela görmeyince benim gibi "yoksa geçtik mi" diyip yoldan birine sorun..Geyve ilçesi sınırları içerisindeki antik kent Roma döneminde güzel sanatlar ve özellikle heykel sanatında ilerlemiş bir medeniyete ev sahipliği yapmış..Kenti anlayarak ve iyi bilen bir rehber eşliğinde gezmek ve kentle ilgili her türlü ayrıntıyı öğrenmek 3-4 saatinizi alır ona göre..Ben "free rider" pozisyonda doktor olduklarını tahmin ettiğim bir gruba dahil oldum,2 saatte bitirdik..Bizim Türklerde gezmiş olmak için gezme anlayışı olduğundan detaya inmiyoruz sanırım..
Antik kentteki en şaheser yapılar tiyatro ve stadyum..Stadyumun dünyada o dönemden kalma en iyi korunan yapı olduğu söyleniyor..Tiyatronun ise akustiğinin sağlanması bakımından konuşlandığı yer hayret verici..Neyse gidin görün işte detayları anlatmıyım şimdi..
Yalnız kentten çıkarılan heykellerin sergilendiği müzeyi kapalı olduğu için göremedim. Onun yerine kartpostal satan amca ile muhabet kurarsanız size Aphrodisias ile ilgili belgesel izletirir, böylece aklınıza takılanlara da cevap bulmuş olursunuz..Ne zor şeymiş be gezi yazısı yazmak..

Press any key to continue

Taş devrinde yayınlanan bilgisayar dergilerinde şöyle bir hikaye yayınlanırdı. Adamın biri bilgisayar satın almış, bir zaman sonra satın aldığı yeri geri arayıp "Bana bozuk bilgisayar sattınız" demiş. "Niye?" demişler, "ekranda press any key to continue yazıyor, bu bilgisayarın any tuşu yok" demiş. Komik mi? Değil.

Any Key


Çağımız bilgisayar çağı (diye başlayan paragraflardan hep korkmuşumdur), artık o any key'i arayanlar, CD tablasına kahve fincanı koyanlar filan kalmadı. Hatta melontheroad bile arayıp "abi bu bilgisayarın MAC adresini nasıl öğrenirim, komut satırından ipconfig yapıyorum, olmuyor" diye sorabiliyor. Ya da bir arkadaşım (hadi ismi Z. olsun) Outlook Express kullanıyorum diye beni küçümseyebilyor. (YNT: lisanlama probleminden dolayı)
Yine de durum o kadar parlak değil. Geçenlerde bir projede beraber çalıştığımız danışmanlardan birisine bir pdf dosyası gönderdim. Hanım kızımız geri arayıp dosyayı düzgün açamadığını, açtığında Çince karakterler çıktığını söyledi. Ben de kendisine dosya adındaki Türkçe karakterleri ve boşlukları silmesini söyledim (ki bu durumlarda %90 işe yarar). Iıııhh olmadı. Dosyada bir bozukluk olup olmadığına bakmak için gönderdiğim dosyayı açtım. No problem. Dosyayı tekrar gönderdim, o tekrar açtı, sonuç yine hüsran. Dosyayı tam word belgesi olarak kaydedip gönderecektim ki aklıma geldi. Dosyayı hangi programla açtığını sordum hanım kızımıza. Excel dedi. Bilgisayarınızda pdf okuyucu yok mu dedim. O ne dedi. Kendisine adım adım Adobe Reader yüklettirdim. Ta taaa, dosya açıldı. Ben kilitlendim. Press CTRL+ALT+DEL.

5 Haziran 2007 Salı

Herbert çarşıdan bildiriyor..

Erkekler alışveriş sevmez diyen benimle henüz tanışmamış demektir. Gayet de severim. Tabi öyle kadınlarınki gibi terapisel bi durum değil benimki.

Elim ekmek tuttuğundan beri pek çekinmeden online alışverişe de sarmış durumdayım. Hem anında başka yerlerle fiyat kıyaslaması yapma şansı veriyor hem de bol çeşit sunuyor. E dükkana gidip gözünle görüp burnunla koklamanın yeri de ayrı tabi ama online alışverişin de kendine göre hazları var. Heyecanla kargo beklemek gibi, kargo poşetini açarken insanın içinin hophop etmesi gibi. Üstelik bu sayede uzaktaki sevdicekleri sevindirmek de daha kolay.

Neyse efenim biraz alışveriş sitelerinden bahsetmek niyetindeyim. Ama öyle hepsiburada veya weblebi gibi meşhur olanlardan değil. Onlar online alışverişin YKM'si veya Boyneri. Ben köşe başındaki butik tadında olanlardan bahsedicem.

Kachmaz ilk gözağrılarımdan. Neredeyse ilk açıldığından beri, yani yaklaşık 3 yıldır takip ediyorum. Prensip şöyle: her gün tek bir ürün satılıyor. Genelde ünlü markalardan (Calvin Klein'dan Zara'ya kadar) bir gün kadın bir gün erkek kıyafeti (ağırlıklı olarak da t-shirt) piyasadan epeyce düşük fiyata satıyorlar. Ürün gece 24:00'da satışa çıkıyor, bir sonraki geceyarısına kadar satışta. Tabi bitmeden istediğiniz bedeni bulabilmek için biraz acele etmek lazım. Ben de birkaç defa alışveriş yaptım hiçbir sorun yaşamadım. Benden veya kargo şirketinden doğan sorunları da çözmek için gerçekten benden çok uğraştı şirket. Herkes önce ürünlerin orijinalliğinden şüpheleniyor. Ama benim aldıklarım orijinaldi. Anladığım kadarıyla "Yabancı markalar bizim ülkede üretim yapıp üstüne etiket basıp fahiş fiyata satıyor" geyiğinin sonucu olarak bu üretimlerden artanları satıyorlar. Hergün bakılabilir. Bu arada o günkü ürünlere yorum yapılan bir kısım var, "ama şok şiyyiinn" ya da "hiç tarz bişi diil iiraaanç" gibi yorumlar okuyup çileden çıkmak mümkün.

Outletimle Kachmaz eskiden aynı şirketin siteleriydi ama şimdi öyle değil. Outletim de Kachmazla benzer ürünler satıyor ama burada daha fazla çeşit var. Fiyatlar Kachmazdan biraz daha yüksek olsa da fena değil. Buradan da birkaç alışverişim var, henüz bir sorunla karşılaşmadım.

Bunlardan İstiyorum

Bakıp bakıp iç geçirdiğimiz www.iwantoneofthose.com sitesindeki ürünleri Türkiyeye getirmiş ve pek de iyi etmiş bir site. Çok eğlenceli şeyler var, ama fiyatlar biraz tuzlu.

Bu da thinkgeek.com da görüp beğendiğimiz t-shirtlerin benzerlerini gayet hoş fiyatlara satıyor.




İsim biraz ürkünç olsa da başarılı bir site. Bu da Kachmaz gibi hergün tek bir ürünü piyasadan düşük fiyata satma mantığıyla çalışıyor. Ancak indragandi de genellikle teknoloji ürünleri satıyorlar. Zaman zaman çok eğlenceli ürünler de oluyor. El yapımı bumerang veya boğazda sandal sefası gibi. İndragandinin daha geniş bir kitlesi var. Site üyeleri hemen başka yerlerden araştırma yapıp piysadan ucuz mu değil mi yorumları yapıyorlar. Hatta zaman zaman trollingi abartıp birbirlerine giriyorlar. İndragandi de ürünler öğlen 12 de güncelleniyor ve iyi birşeyse hemen bitiyor. O yüzden takip edilmeli ve teknolojik ihtiyaçlar uygun fiyattan giderilmeli.

Bu da indragandiyle aşağı yukarı benzer ürünleri satan bir site. Farkı ürünün gece 12 de yenilenmesi. Aslında bu hergün bir ürün satalım fikri yabancı woot.com sitesinin başlattığı bir iş. Diğer siteler sadece fikri almakla yetinmişken Ben de istiyorum orada durmamış bütün site dizaynını woot'tan araklamış, şey pardon esinlenmiş. Bu sitenin de epeyce geniş bir müşteri ve takipçi kitlesi var.

Aynı prensiple çalışan 2 site daha var ama ben bunlardan hiç alışveriş yapmadım, piyasada da daha yeniler. Güvenli veya güvenilmez diyemem:

Bugüne Özel ve Herşey Kampanya

Bunlara da hergün en azından merakımdan bakıyorum.

Bakın ama bi yandan da kendinize hakim olun. Sonra vay efendim sen gaza getirdin de, yok efendim ocağımıza incir ağacı dikildi de gibi şeylerle gelmeyin bana. Çoluğun çocuğun rızkını internete yatırmayın..


Not: Yanlış anlaşılmasın kimseden reklam falan almadık. Sadece paylaşalım dedim. Ama bu sitelerin sahiplerinden aferim çekirge eline sağlık al şu parayı önümüz bayram diyecek olursa arasın :)


Üstümde büyü var nasıl bulabilirim

Herbert bugünlerde çok meşgul olacak ki, geleneksel Google'dan kimler gelmiş araştırmasını yayınlamadı. Hatırlarsanız "sonsuza kadar bitti derse erkek ne demek ister" yazısıyla dertlere derman olmuştu kendisi. Sazı ben alayım elime.

Efendim, geçtiğimiz 15 günde Google vasıtasıyla blogumuza yolu düşenlerin dertleri şöyle idi.

1-Üstümde büyü var, nasıl bulabilirim? Herbert, melo... El derman
2-Lost'un sezon finalinde Jack ölüyor mu? Herb??
3-Berlinde kalınacak yer: melo?
4-Çağla Kubat Filli Boya reklam müziği: Daha önce de söylemiştik, Levan's Polka adlı Fin halk şarkısının kötü bir taklidi.
5-Evde kedinin ihtiyaçlarını nasıl karşılarız? Hangi ihtiyaçlarını?
6-Can sıkıntısını geçirme yolları: Bu konuda melontheroad hanımefendinin engin deneyimlerinden faydalanabilirsiniz.
7-Yabancı etkileyici şarkılar: Bu konuyu en iyi TGM bilir.
8-Prag'daki astronomik saatin özellikleri: Prag'la ilgili yazılarımıza bakınız.
9-Şimşek çakması için en iyi mevsimin bahar olması: Höö?
10-MSN'de ne dinliyorum özelliğinin istediğimizi yazması: İstediğiniz şarkıyı dinlemeniz sorunu çözecektir.