bu sabah işe balonla geldim diyebilirim. hatta dedim bile. dün ani bir kararla bu sabah balon turu yapmaya karar verdik de.

sabahın köründe uyanıp yol arkadaşlarımızla birlikte balon pistine (öyle denir herhalde) vardık ki balonlar çoktan şişmeye başlamıştı.

ortamdaki tek na-turist olmamız başta biraz tuhaf gelse de çabuk adapte oluyor insan. bol japon turist yine her zamanki "noluyoruz yav" dedirten acayip ünlemleri, renkli aksesuarlarıyla ilgimin odağıydılar. bir de onlarla aramda şöyle bir kaynaşma var, ben de fotoğraf çektim mi milyon tane çekerim. var mıdır acaba soyda japonluk.

neyse efendim hop diye havalanıyor bu balon dedikleri.

fakat burada öyle bir piyasa var ki, bizimle beraber yaklaşık 20 tane daha balon kopuyor. tabi balon çok olunca renkli görüntü de bol oluyor.

balona binmek isteyenlere not, benim gibi "yukarı çıkıcaz, soğuktur oralar hafazanalah" deyip 40 kat giyinmeyin. bir: öyle stratosferin üst katmanlarına falan çıkmıyosunuz, can çatlasa kırk metre. iki: o balonun püsmürgeci mi desek alev atarı mı desek ejderhası mı desek ne karın ağrısıysa, ortamı göbek taşı kıvamında ısıtıyor, ızgara piliç misali yandıkça öbür tarafını dönüyor insan.

neyse manzara şahane, 1 saat havada süzüldük, vadilere girip çıktık ve mesaiye de yetiştik.

bu arada koca balon fosaltılınca (fosaltılmak: fiil, fosaltılmış olma haline geçirilmek) şöyle bir şey oluyor. şu hayatta ne oldum değil ne olucam demeli azizim
not 1: yakaladığım ters ışıkla birlikte melonun çatlamasında hiçbir sakınca görmüyorum
not 2: çektiğim 8 milyon adet fotoğrafı merak ediyorsanız (biliyorum ediyorsunuz)
http://picasaweb.google.com.tr/hrbrtvl/Kapadokya