2 Haziran 2011 Perşembe

Sadece tuvalette karşılaştığım adam

Merhaba.
Bloga aylar, yıllar sonra yazmaya karar verdikten sonra böyle bir yazıyla başlamam hoş değil ama ne yapayım gündemim bu.
Şirkette sadece tuvalette karşılaştığım bir adam var. 45-50 yaşlarında, kısa boylu, gözlüklü, üstlerden kelleşmeye başlamış. Bizim departmanın tuvaletini kullanıyor ama bizden değil. Yemekhanede ya da hava almaya çıktığımda da görmüyorum onu. Sanki bizim tuvalette yaşıyor.

15 Mayıs 2011 Pazar

Anne Olunca Anladım mı?-3

Düzenin düzensizlik olduğu ilk aylar ADS'nin uyuduğu her an benim zamanım oluyordu. Hani şu asla uygulamayı beceremediğim EASY metodundaki Y harfi, "your time". Ama küçük harfle "y".

Bir sabah hatırlıyorum "banyo+kahvaltı+uyku" üçlüsünden hangisini yapsam derken hiç birini yapamadan ADS uyanıvermişti.

Bunların hepsi 1 saate sığmadığı için birini veya ikisini seçmem gerekiyordu. Hadi yatayım uyuyayım dedim, açlıktan uyuyamadım. Hadi kalkıp bir şeyler yiyip banyoya gireyim dedim, kahvaltıyı hazırlarken tek banyo yapabileceğim zamanın o uyurken olduğunu farkedip bıraktım kahvaltıyı o uyanınca bir şeyler atıştırırım dedim. Tam banyoya girecekken baktım 1 saat geçmiş bile ve uyanıvermiş. Ben ne yapmışım, hiç, otur sıfır.

Sonra çalışa çalışa şu hale geldim:

Eskiden sonrasındaki bakım aktiviteleri ile bir tören olan banyo: 15 dakika

Uzun uzadıya bol çeşit, arkasından çay+gazete+dergi keyifli kahvaltılar yok, masadakileri mideye indirme süresi : 10 dakika

Gün içinde şekerlemeler ise çabuk dalmayı öğrenerek: 20 dakika

Gazete/twitter/e-mail okumak için tasarruf ettiğim zaman: 15 dakika


Anne olmadan önce ne çok BOŞ BOMBOŞ zamanım varmış bunu anladım.

14 Mayıs 2011 Cumartesi

Tahammül Edemediğimiz Diğer Alternatifler


Geçen hafta maşallah "sling"i bilmeyen, öğrendikten sonra da Ceyda Düvenci ile birlikte cümle içinde kullanmayan kalmadı.


Ceyda Düvenci'nin Bebek'te yeni doğmuş bebeğiyle gezerken çekilen bu fotoğrafları kimilerinin ağzını açık bıraktı. Bebek sadece bir bebek olduğuseçilecek şekilde annesinin kucağında bir slingde taşınıyordu. Dolayısıyla, magazin basını, bebek mıncıklama, maşallah deme meraklısı yurdum insanına istediğini verememiş, bir ünlüden doğma bebeği gösterememişti. Bu başarısızlığa sebep olan ünlü anneye okların çevrileceği şekilde haber sunuldu ve şaşkınlıktan zaten açılmış bu ağızlar hakaret boyutuna varan eleştiri yağmuruna başladı.



Ne annenin akıl sağlığı kaldı, ne de bebeğin dünyaya gelmekten duyduğu pişmanlığı. Kim bilir belki bebeğin fotoğrafını çekebilir miyiz diye soran bir basın mensubuna "şu an göstermek istemiyorum, nazardan korkuyorum" dedi. Onu da aldılar, sanki nazardan korkmak çok ayıpmış gibi "nazardan korumak için bebeği nefessiz bıraktı" yaptılar.

Hadi ben de slingi cümle içinde kullanayım.

Sling;

bebeğe yararlıdır.

bebeğe zararlıdır.

anne için kolaylıktır.

anne için zorluktur.

kimine çok pratik gelir.

kimine külfet gelir.

kiminin bebeği çok sever.

kimininki bağlasan durmaz.

kimi kullanmaktan korkar.

kimi kullanmayı bilmez.


Bunların herhangi biri dünyadaki herhangi bir anne için doğru olabilir. Üstelik adım gibi de eminim bebeğini herkesten iyi düşünebilen anneler kendisi ve bebeği için en doğrusunu yapıyordur. Bunlar sling ile ilgili sıkça sorulan soruları konu alan başka yazıların konusudur ancak benim merak ettiğim:


Ne zaman kendimiz gibi yapmayanlara, diğer alternatifi seçenlere tahammül etmeyi öğreneceğimizdir.


Kendimizin yaptığının doğru olduğunu diğer tarafa hakaret ederek dayatmaya ne zaman son vereceğimizdir.


Diğer alternatifi seçenlerden de öğrenilecek bir şeyler olabileceğini ne zaman anlayacağımızdır.


** Bu yazı 13 Mayıs 2011 tarihinde Alternatif Anne dergisinde yayınlanmıştır.



11 Mayıs 2011 Çarşamba

Anne Olunca Anladım mı?-2

Gene doğumdan sonra ilk aylar, annem habire marketten, pazardan bir şeyler taşıyor.
Dut:Süt yapar.
İncir:Süt artırır.
Kayısı/vişne:Kompostosunu yaparız, süt olur.
Ben: 5 çocuk doğurup emzirmiş kadın edasıyla, "Hayır sadece sudur sütü artıran, bunlar kilo yapar,yemem!!!"

Bir gün yemek yiyoruz, annem salataya nane koymuş. Ben de okuduğum zilyon tane şey arasında nerden aklımda kaldıysa "Anne, niye nane koydun, nane sütü azaltıyormuş?" demişim.

Annem baktı baktı "Sütü artıran şeylere inanmıyorsun da, kesen şeylere neden inanıyorsun?" dedi.

Ben gene sustum, sessizce yemeğimi yedim.

Annelik aklına önce olumsuzun gelmesiymiş bunu da anladım.

10 Mayıs 2011 Salı

Anne Olunca Anladım mı?

Herb habire bu soruyu sorup duruyor bana, anne olunca anladın mı, anne olunca anladın mı diye...

40'ı çıkmamıştı henüz ADS'nin, MOS sabahları işe gidiyorum diyerek başka odaya geçmiş, biz annemle gece 50 kere kalkıyoruz, sıcaktan yapış yapış her yerimiz, benim kafa 28 kere "inception" izlemişim gibi, nerde olduğu belli değil...

Anneme dedim ki "Anne bu gece kalkmalar ne zaman bitecek yaaa?", annem ADS'yi yatağına koydu, kaşlarını kaldırdı, "Bak ben halen kalkıyorum nereye bitecek?" dedi.

Sustum, sessizce yattım, uyudum.

O gün anladım işte annelikte bir şeyin bittiği yok, bir son yok, biri bitiyor biri başlıyor.

Bir daha da öyle sorular sormadım.

2 Mart 2011 Çarşamba

Deneme


Ses... Birrr.. İkii..
 
Seee... Aaaa... Ççççççç.

28 Aralık 2010 Salı

Ben de sizi çok sıkıcı buluyorum!

Yeni bebekleri olmuş anne ve babanın sürekli bebek muhabbeti yaptığından dert yanan ve bunu çok sıkıcı bulduğunu söyleyen kişiler; durumun sizin daha anne babanın halini hatrını sormadan bebekle ilgilenmeye başlamanızdan ve bebeğin ne yaptığı ile ilgi soruları sıralamanızdan kaynaklandığını söylesem...

1 Aralık 2010 Çarşamba

4. Doğumgünü

13 gün sonra blogun 4. yıldönümü...Silkinin ve kendinize gelin biraderler!!!

pirzola@com.tr


ADS Şener Şen ve Olgun Şimşek'i yeni oyun arkadaşları sanıyor. Her şey haftasonu gazete okurken başladı. ADS kanepede sırtüstü yatıyordu, ben de yanında oturarak gazete okuyordum. Birden bizimki kıkırdamaya başladı, neye gülüyor diye gazetenin arkasını bir çevirdim ki, bu ikisi gülüyor diye bizimki de bunlara gülüyor.
Burası bebeğinin gün gün ne yaptığını anlatma blogu olmadığı için hemen konumuzu verdiğimiz bu örnekle ana konumuza bağlıyoruz: bebekler mutluluğu ve gerginliği herkesten iyi hissediyorlar.
Ya şimdi hangimiz gazetede gülen adamlara bakıp güleriz, yazması söylemesi bile komik. Emzirirken veya kucağımdayken evden birine sesimi duyurmak için bile olsa bir bağırıyım anında başlıyor ağlama ama mızırdanma ağlaması değil sanki ona kızmışım gibi. İlk önce gözler faltaşı gibi açılıyor, sonra dudak büzüşüyor, sonra da vıyaaaakkkkkkkk...
Bebekler büyüse ama yetişkin olmasa keşke...

25 Kasım 2010 Perşembe

Bebekler ucakta, otobuste, minibuste niye çığlık atarlar acaba?


Horatio sormuştu yüzkitabında tatilden dönmeden bir gün önce. Yenikapı-Bandırma feribotunda başımıza gelecekleri bilirmişcesine. Ya da o kadar şom ağızlıydı ki, ağlama cinlerini çağırdı.

MOS'un iş değiştiriyor oluşunu da fırsat bilerek bayram tatilinin önceki haftasını da tatil ilan ederek çıktığımız ve şahane geçen -hatta denize bile girdiğim- tatil dönüşünün son etabı olan feribot yolculuğumuz pek şahane geçmedi. Horatio'nun yukarıdaki sorusuna "Konuşmayı bilmedikleri için" diye cevap vermiştim. Eksik söylemişim, hiçbir şey bilmedikleri için olmalıymış cevap.

ADS arıza çıkaracağının sinyallerini sabah kalktığımızda, çeşitli molalarda, toplamda da yaklaşık 8 saat falan neredeyse hiç emmeyerek vermişti aslında. Arabada sürekli uyuyordu ben de her molada uyandığında hah şimdi acıkmıştır, hazır durmuşken emzireyim de yol kenarına çekip emzirmek zorunda kalmayalım diye habire dayadım memeyi ağzına. Yok paşam emmedi de emmedi. Ben şiştikçe şiştim. Neyse dedim feribotta rahat rahat emziririm artık. Nereden bileyim feribot feribot değil adeta bir sirk. Babasıyla dövüşen çocuklar, 4 köşede bangır bangır bağıran dört televizyon (denizi izlemek varken feribotta kim niye televizyon izler?), cep telefonundaki oyunu beceremeyip habire telefonu bizim masaya fırlatan bir 3 yaş, ay ne tatlı maşallah diye sevmeye çalışan binbir surat...vs vs.Bir de üstüne habire memeyi ağzına dayayan bir anne ve bu çocuk niye emmiyor, hasta mı oldu ne oldu diyen bir baba. Ben olsam ben de ağlarım ama işte yetişkin olduk ya toplum içinde yapılmaması gereken şeyleri öğrendik. Ama bebekler öyle değil, bir şu saydıklarımın hepsi onlar için yeni şeyler, bilmedikleri şeyler, bu kadar çok uyaranı işlemeye beyinleri hazırlıklı değil, iki toplum içinde nasıl davranılması gerektiğini bilmiyorlar. Dolayısıyla ağlıyorlar.
ADS de inmeye yarım saat kala tüm bu saydıklarım fazla geldiği ve bir de uykusu geldiği halde uyuyamadığı (bak bu uyku meselesi bence bebeklerde en ciddi mesele ayrı bir yazı hatta blog olur) için etinden et kopartırcasına ağlamaya başladı. Ben kucağımda bir o yana bir bu yana sallanmaya başladım, voltalar attım, tatlı tatlı konuştum, kafasını okşadım, yok susmadı da susmadı. Etraftakiler bize ayıplayarak bakıyor, annem bana da ver biraz diyor, MOS sustursana diyor, benim memeler şişmiş de şişmiş, mastit olmama çeyrek kalmış arkamı bir döndüm hiç tanımadığımız bir "teyze" açmış kollarını ADS'yi versem alacak "Gazı var onun gazı" diyor. Bu kafayla toplum falan dinlemedim "Offf bi çekilin ya" diye bağırmışım. Yüzebileceğimizi bilsem camdan aşağı atlayasım var ADS ile birlikte. Biz arkamızı dönünce ADS de annesini rezil edercesine gark etmesin mi, "teyze"de haklı olmanın verdiği gururla "Hah bak işte gazı varmış" demiş ve saçlarını savurarak yerine dönmüş. İlahi teyze gazı olsa bile hangi anne ağlamaktan morarmış bebeğini hiç tanımadığı birine verir, bu ne cüret bu ne celal. Uyuzum toplumdaki teyzegillere.
Bekara karı boşamak kolay dönemimdeyken ağlayan ve susturulamayan bebeklere ve ailelerine ben de uyuz olurdum, ama şimdi biliyorum ki bebekler sonra da çocuklar ağlar, sonra susarlar. Bu arada ADS ağlarken bana ters ters bakan feribot ahalisinden birinin de aklına niye dördünün de sesi sonuna dek açık televizyonlarının sesini kıstırmak gelmemiştir acaba?