26 Aralık 2007 Çarşamba
dın dın dınnnnnnnn
batmanin devam filmi the dark knight yaza doğru sinemalarda. tim burton'ın batman'lerinden sonra gördük ki, başka bir yönetmen tim burton ambiyansını taklit edince ortaya sümük gibi bir şey çıkıyor. nolan, batman begins'de kendi atmosferini yaratmaya çalışınca şöyle bir heyecanlandık. şaheser olmasa da güzel filmdi. çizgiroman uyarlaması demek illa patlak neon renkler demek değil bir kez daha anladık. şimdi the dark night da başka bir mücadele olarak joker var. heath ledger kesin jack nicholson'ın gölgesinde kalacak, o kim ki sünepe dedi herkes. ama baktik ki trailer da hiç öyle değil. çizgi film değil gerçek bir joker olmuş, hoşuma gitti. michael caine de epey övmüş zaten adamı. ama 3-5 saniyelik görüntülerde bana leon'daki gary oldman'ı hatırlattı. izleyip görelim. bir de hep gargoyle görmeye alıştığımız gotham çatılarında bu sefer gsm antenleri var, ama vardır heralde bir bildikleri. bir de maggie gyllenhall, canımsın.
25 Aralık 2007 Salı
24 Aralık 2007 Pazartesi
potpuri
Melo ne zamandır albüm yazmadın deyince aklıma geldi. Foo fighters'ı ne zamandır tavsiye edeceğim unutuyorum hep, aylar oldu. Sulandırılmamış, yakası paçası yerinde gümbür gümbür bir rock albümü echoes, silence, patience, and grace. Tarzı sevenler hala dinlemediyse tavsiye ederim. Devrimsel bi şeyler yapmamışlar belki ama bütün şarkılar yerli yerinde, hele ki The Pretender.Bir de aklıma geldi şu kadıncağız niye artık şarkı söylemiyor? Söylesin bence.
not: bu şarkının remix olmayanı daha güzeldi ama bulamadım.
Yol bilgisayarının söylediği...
Sabah-akşam yaklaşık 7 kilometrelik bir mesafeyi 22 ile 35 dakika arası bir sürede katediyorum. Yol bilgisayarına baktım, neredeyse aynı şeyi söyledi: arabanın ortalama hızı 15,4 km/s imiş.
O kadar otomobil, otobüs, jip ve gittiğimiz hız 15,4 km/s.
Sağolasın İstanbul.
O kadar otomobil, otobüs, jip ve gittiğimiz hız 15,4 km/s.
Sağolasın İstanbul.
17 Aralık 2007 Pazartesi
o kadın bu kadın şu kadın
ilk defa film galasına gidecek bi insandım, harry potter ve de chamber of secrets'ın ön gösterimini saymazsak. sabaha kadar oskar töreni seyrettim, odamdaki kırmızı paspas üzerinde denemeler falan yaptım. epey maceralı bi günden sonra attım kendimi istinye parka ki daha kokteyl yeni başlamış. birbirinden şaşkın 3 arkadaş daha vardı tanıdığım, yaklaşık 3 saat boyunca, "bu şeydeki kadın değil mi oha nası germişler bunun yüzünü ağız kertenkele ağzına dönmüş veya falanca dizideki ablaya bak nası kalkmış o burun, burun deliklerinden bademcikleri görünüyo şerefsizim" gibi muhabbetlere anıra anıra güldük. nezih ortama pek uyum sağlayamadık sizin anlayacağınız ama normal. zaten izlediğim oskar törenleri de boşa gitti, kimse giydiğin hangi modacıdan, bi oskar heykeli olsan ne renk olurdun gibi sorular sormadı bana.
sonra da film başladı ki evlere şenlik. filmden önce yönetmen türkiyede hiç denenmemiş bir şey yaptık diyince sinema tarihimizde açılımlar bekleyerek girdik ama 2 saat kral tv seyretmiş gibi olup çıktık. fikir ilginç, minimum diyalog kullanıp hikayeyi sezen aksu şarkılarıyla anlatmak. ama filme hikaye eklemeyi unutmuşlar. arada erol günaydın, liseli kızların defterlerinin arkasına yazdıkları yandan yemiş şiirler tadına büyük büyük laflar ediyor. ama ne diyor kendisi bile bilmiyor. sonra olay akışına uygun bir şarkı giriyor ama burda konu kopuyor, başrol oyuncusu hanım kızın değişik kılıklarda saçlarını çekiştirip etrafa bakarkenki flaş görüntüleri, sonra yine erol güaydın, yine bir şarkı. seri halde kral tv klibi diyebiliriz yani. hele ki bu kliplerden birini cenifır löpez'in bir klibinden öyle bir karbon kopya yapmışlar ki, gülsem mi ağlasam mı bilemedim. yok bildim aslında güldük bolca.
uzunca bir müddet yerli filmden uzak dursam kendime gelir miyim acaba.
14 Aralık 2007 Cuma
Tekne Kazıntısı
Babam iki tek atınca
Hadi seni karpuzlara götüreyim, derdi
(Karpuzlar Gebze'de oturan kızlardı)
Annem kızarır, kızar
Bey çocuk daha küçük, der
Mutfağa gider ağlardı
Babam karpuzdan anlardı ! ...
Cevat Çapan
Dün akşam Tv'de Sunay Akın'dan dinledim bu şiiri.
Hadi seni karpuzlara götüreyim, derdi
(Karpuzlar Gebze'de oturan kızlardı)
Annem kızarır, kızar
Bey çocuk daha küçük, der
Mutfağa gider ağlardı
Babam karpuzdan anlardı ! ...
Cevat Çapan
Dün akşam Tv'de Sunay Akın'dan dinledim bu şiiri.
13 Aralık 2007 Perşembe
12 Aralık 2007 Çarşamba
Dönüş ve genel izlenimler
Los Angeles'tan İstanbul'a Münih üzerinden döndüm. Jet-lag'i minimun seviyede atlattım zannediyorum.
Geçtiğimiz on gün için 7 havaalanından 6 uçuş yaparak 22.000 km uçtum.
Istanbul Atatürk - IST
Frankfurt - FRA
Portland - PDX
Oakland - OAK
San Jose - SJC
Los Angeles - LAX
Munich - MUC
Jet-lag'i atlatması kolay da yaşam kalitesi şokunu atlatması bir kaç haftamı alacak sanırım.
İlk gidişimde Türkiye'ye geldiğimi Bahariye Caddesindeki tramvayla bir kamyonun çarpıştığını gördüğümde anlamıştım. Bu sefer, belirgin bir şey olmadı.
Orada o kadar farklı bir seviyede yaşam var ki. Biz burada çok ilkel problemlerimizle hayatı kendimize zehir ediyoruz. Adamlar temel sorunları çözeli yıllar olmuş, giderek evrimleşiyor, başka dünyalarda yaşıyorlar. California'da hybrid drive araçların sayısı çok fazla. Özellikle "affordable" Toyota Prius. 100 km'de 5 litre yakıyor. Tüm kapalı mekanlarda sigaranın yasaklandığı muhteşem bir şey değilmiş gibi bina girişlerinden 4-5 metre yakınında da yasak. Otoyolda "carpool" şeridi var, en az 2 yolcusu olan arabalar girebiliyor. Left only, right only şeritler var. Sağdaysan sağa döneceksin kardeşim, düz gitmek, sola dönmek yok. Korna çalan çok az, yaya her zaman öncelikli. Satıcılar, garsonlar çok sevecen. Amerikan polisi bile güleryüzle davranıyor, görevini düzgün yapıyor ama asla saygısızlık etmiyor. O güvenlik paranoyası var zannettiğimiz memlekette, havaalanlarında tek güvenlik kontrolü var, alışveriş merkezlerinde yok.
Vs.vs.
11 Aralık 2007 Salı
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

