14 Eylül 2007 Cuma
kırtasiye manyağı
Aklıma takılanlar
Meydanı boş bulmuşken yazmaya devam edeyim.
1-AKP'nin %46 oy almasından sonra Samanyolu, Kanal 7 gibi televizyon kanallarının reklam gelirlerinde bir artış olmuş mudur acaba?
2-Yine aynı sebeple, televizyon kanallarının ve popüler dergilerin %46'nın duygularını okşayacak yayınlar yapmaya başladığını düşünüyorum.
3-Garanti Trink Kart, çok yaratıcı bir ürün ama kullanışı var mı acaba? Kim kredi kartı özelliği var diye çin malı plastik saat takar ki?
4-Garanti Trink Kart reklamında "Who let the dogs out?" diye bağıran MFÖ'nün Ö'sü olmasın sakın?
1-AKP'nin %46 oy almasından sonra Samanyolu, Kanal 7 gibi televizyon kanallarının reklam gelirlerinde bir artış olmuş mudur acaba?
2-Yine aynı sebeple, televizyon kanallarının ve popüler dergilerin %46'nın duygularını okşayacak yayınlar yapmaya başladığını düşünüyorum.
3-Garanti Trink Kart, çok yaratıcı bir ürün ama kullanışı var mı acaba? Kim kredi kartı özelliği var diye çin malı plastik saat takar ki?
4-Garanti Trink Kart reklamında "Who let the dogs out?" diye bağıran MFÖ'nün Ö'sü olmasın sakın?
13 Eylül 2007 Perşembe
Koca Kafalar
Pek televizyon seyretmediğimden Koca Kafaları keşfetmem geç oldu. Neyse ki, YouTube var. Ayrıca Koca Kafalar Tv kendi sitelerinden de yayınlıyor programlarını.
İşte en beğendiğim Koca Kafalar:
1-Ayşe Arman - Kanguruculeyşıns
2-Dale Don Dale
3-Esra Ceyhan
4-Şişkolar
İşte en beğendiğim Koca Kafalar:
1-Ayşe Arman - Kanguruculeyşıns
2-Dale Don Dale
3-Esra Ceyhan
4-Şişkolar
12 Eylül 2007 Çarşamba
Ne garajmış bee!
Türkiye'nin önemli bir sorununun sebebini -ve dolayısıyla çözümünü de- bulmuş bulunuyorum. Bizim niye değeri milyarları bulan icatlarımız yok, bizim gençlerde niye girişimcilik ruhu gelişmemiş, girişimler niye başarısızlıkla sonuçlanıyor? gibi soruların cevabı şu: BİZİM APARTMANLARDA GARAJ YOK.
Bakın en son başarı hikayesine, master yapmaya Amerika'ya giden Serhat Pala, evinin garajında kurduğu TestCountry firmasını 3 yılda 10 kat büyütmüş, ödül kazanmış. Serhat kardeşimiz, herkesin evinde yapabileceği testleri (hamilelik, drug-test, DNA vb.vb.) internet üzerinden satan bir websitesi kurmuş, cirosu 2,5m USD'yi aşmış.
Bilindiği gibi Windows, Google, YouTube, Apple filan hep kurucularının evindeki garajda başladı. Acilen eve bir kapalı garaj yaptırıyor ve bu konuda devletten yardım bekliyorum. Açın Türkiye'nin önünü. O zamana kadar Tepebaşındaki katlı otoparktayım. Beklerim.
The Fountain-Yorumlu
Bazı filmler var, bazı arkadaşlar herkes izlesin herkes çok sevsin istiyor. Onlara neyse? The Fountain de bunlardan birisi.
Film boyunca 3 farklı Hugh Jackman'in bir şeyleri kurtarma macerasını izliyoruz. Birincisi içinde bulunduğu şeffaf küredeki ağacı kurtarmaya çalışan yogacı Hugh;

ikincisi İspanya'yı ve kraliçeyi kurtarmaya çalışan savaşçı Hugh;

üçüncüsü de hasta olan karısını kurtarmaya çalışan veteriner Hugh.

Film boyunca bu üç hikaye birbiri içine geçip duruyor, o yüzden filmin takibi biraz zor. Bir de yogacı arkadaşın tek yaptığı arada sırada ağacı okşayıp kabuğundan yemek dolayısıyla bu yogacı sahneleri filme durgunluk getirmekten öteye gidememiş. Savaşcı ve veteriner arkadaşların hikayeleri ilgi çekici ama film bittiğinde "ee nee oldu ki yani?" demekten kendimi alamadım. Herhalde filmi tavsiye eden arkadaşımız -şimdi isim vermeyelim-, benim göremediğim bir şeyler gördü, benim alamadığım bir tat aldı bu filmden.
Horatio Dorsay
Film boyunca 3 farklı Hugh Jackman'in bir şeyleri kurtarma macerasını izliyoruz. Birincisi içinde bulunduğu şeffaf küredeki ağacı kurtarmaya çalışan yogacı Hugh;
ikincisi İspanya'yı ve kraliçeyi kurtarmaya çalışan savaşçı Hugh;
üçüncüsü de hasta olan karısını kurtarmaya çalışan veteriner Hugh.
Film boyunca bu üç hikaye birbiri içine geçip duruyor, o yüzden filmin takibi biraz zor. Bir de yogacı arkadaşın tek yaptığı arada sırada ağacı okşayıp kabuğundan yemek dolayısıyla bu yogacı sahneleri filme durgunluk getirmekten öteye gidememiş. Savaşcı ve veteriner arkadaşların hikayeleri ilgi çekici ama film bittiğinde "ee nee oldu ki yani?" demekten kendimi alamadım. Herhalde filmi tavsiye eden arkadaşımız -şimdi isim vermeyelim-, benim göremediğim bir şeyler gördü, benim alamadığım bir tat aldı bu filmden.
Horatio Dorsay
11 Eylül 2007 Salı
shame about the weather
Travis şimdiye kadarki en iyi şarkılarından biri olan My Eyes'a şimdiye kadarki en iyi kliplerini çekmiş. Şahane..
10 Eylül 2007 Pazartesi
Salaşşşş!
Karaköy Balık Pazarında, balıkçıların arasında kalmış, pişmiş balık servisi yapan bir yer var. 4-5 ufak masa ve etrafında tabureler var, pek rahatsız. Zaten yemek de bağırış çağırış geçiyor mekanın balık pazarında göbeğinde olmasından dolayı. Karşınızda Galata Köprüsü ve Haliç, Tur-Yol'un vapurları gelip gidiyor. Hemen önünüzde balık pazarını turlayanlar ve şaşkınlıkla dolanan turistler var. Mekan kimisinin ilgisini çekiyor, güçlükle anlaşıp sipariş veren çıkıyor arada bir. Hamsi, palamut ve istavrit var menüde. Balığın yanına roka, soğan-maydonoz karışımı getiriyorlar. İsteyen ekmek arası da yiyor. Bir de acılı şalgam söyledim mi, demeyin keyfime. Abartı dekorasyonlu, "valet parking"li lüks balık restoranlarından çok daha lezzetli bu ufak yer.
işte gerçek şampiyon

Can arkadaşımız Dodo ve takımı Balıkesir'deki Sualtı Hokeyi Finallerinde Türkiye Şampiyonu olmuş. Bir numarasın diyoruz, milli takımda da görmek istiyoruz. Oleey Oley Oley Oleeeey.
patlak lastik aforizmalari
Haftasonu Ankarada ailesel bir kaçamak yapıp tekrar küçük ilçeme döndüm. Daha ankaradan çıkmadan iki araba doğrudan canıma kastetti. İlki sol şeritten gayet soğukkanlı bir şekilde şerit değiştirip üstüme çıktı. Son anda frene (ve de kornaya) yüklenip mikrometrelik bir farkla kurtardım. 100 m ileride ışıkta yanında durup “az önce beni öldürüyordunuz neredeyse” dedim, cevap vermeyip camını kapatmakla yetindi ama gözlerinden “burası benim babamın tarlası, sen ne hakla geziyosun ki buralarda” ifadesi okunuyordu. ikincisindeyse ben ana caddeden süratli bir şekilde ilerlerken 15-20 m ileride yan yoldaki araba, tapulu malı gibi kullandığı ana yola hiç sağına soluna bakmadan pörtlemekte (çok afedersiniz yırtık dondan fırlarmışcasına) hiçbir sakınca görmedi. Yine acı bir fren ama bu sefer kendisine yetişemedim.
İkisinin ortak noktaları, manyak olmaları dışında, ikisi de kadındı. Trafikte hiçbir zaman acemiliğe kızmam. Kimse anasının karnından hakkinen doğmuyor. Melo da daha çiçeği burnunda şöförken yanına oturup istanbuldan ankaraya gelmiştim. Kaldı ki ben de pek öyle yetenekli bir şöför sayılmam. Ama dikkatsizliğe ve rahatlığa aynı sempatiyi besliyemiyorum. Kadın şöförlere bir garezim yok, genellemelerden de hoşlanmam ama kadın şöförlerin önemli bir kısmında bu iki özellik mevcut. TIR boyutundaki jiplerini daracık yolun sağına çekip mağazaya dalarak trafiği anasını belleyen, yukarıdaki örneklerde olduğu gibi, acaba orda başkası var mıdır diye düşünmeden yan şeride dalan bir sürü kadın şöför var. Ama dediğim gibi genellemeler yanlış. Bu yazıyı yazmamın sebebi de yanlışlığın gözüme sokulmuş olması.

İlçeye yaklaşırken sağda gördüğüm manzara tam fotoğraflıktı. 3 tane şalvarlı başörtülü teyze bir renault toros’un patlak tekerini değiştiriyordu. Manzara çok ilgimi çekti sanırım, durdum. Teyzelere yardım lazım mı dedim ama iş çoktan bitmiş bijonları sıkıyorlardı. Tarlaya gidiyorlarmış.
Bu kadınlar narin ve kırılgan olduklarına, lastik değiştirmenin erkek işi olduğuna ikna edilerek yetiştirilmemiş. O yüzden rahat davranmanın, hata yapmanın ve sonuçlarına katlanmamanın hakları olduğunu düşünmüyorlar, pek çok şehirli kadının aksine. O yüzden kadınlar kötü şöför demek büyük bir eşeklik. Trafikte sağına soluna bakmadan giden, lastiği patlayınca kocasını veya sevgilisini çağıran kadınlar kadın oldukları değil tembel oldukları için böyle davranıyor. Yüzlerce yıldır sırtlarındaki zayıf ve korunmaya muhtaç etiketinden şikayet edip duruyorlar. Bundan kurtulmak için mücadele veren ve kendi sorumluluğunu üstlenmekten çekinmeyen (yukarıdaki 3 teyze gibi ) pek çok kadının emeğinin altına sığınıp, eşitiz biz diyorlar. Ama “zayıflık” ve “korumaya muhtaçlığın” faydaları olan hata yapma hakkı ve sorumluluktan kaçmayı sonuna kadar kullanmaktan geri durmuyorlar. O yüzden kendi lastiğini değiştirmeyen veya musluğunu tamir etmeyen bir kadının eşitlik martavallarının ikiyüzlülüğü duygu asenayı mezarında döndürüyordur diye düşünüyorum.
Not: yaz bitiyor, kış geliyor, benden bekleyin böyle zehir damlayan yazılar
İkisinin ortak noktaları, manyak olmaları dışında, ikisi de kadındı. Trafikte hiçbir zaman acemiliğe kızmam. Kimse anasının karnından hakkinen doğmuyor. Melo da daha çiçeği burnunda şöförken yanına oturup istanbuldan ankaraya gelmiştim. Kaldı ki ben de pek öyle yetenekli bir şöför sayılmam. Ama dikkatsizliğe ve rahatlığa aynı sempatiyi besliyemiyorum. Kadın şöförlere bir garezim yok, genellemelerden de hoşlanmam ama kadın şöförlerin önemli bir kısmında bu iki özellik mevcut. TIR boyutundaki jiplerini daracık yolun sağına çekip mağazaya dalarak trafiği anasını belleyen, yukarıdaki örneklerde olduğu gibi, acaba orda başkası var mıdır diye düşünmeden yan şeride dalan bir sürü kadın şöför var. Ama dediğim gibi genellemeler yanlış. Bu yazıyı yazmamın sebebi de yanlışlığın gözüme sokulmuş olması.
İlçeye yaklaşırken sağda gördüğüm manzara tam fotoğraflıktı. 3 tane şalvarlı başörtülü teyze bir renault toros’un patlak tekerini değiştiriyordu. Manzara çok ilgimi çekti sanırım, durdum. Teyzelere yardım lazım mı dedim ama iş çoktan bitmiş bijonları sıkıyorlardı. Tarlaya gidiyorlarmış.
Bu kadınlar narin ve kırılgan olduklarına, lastik değiştirmenin erkek işi olduğuna ikna edilerek yetiştirilmemiş. O yüzden rahat davranmanın, hata yapmanın ve sonuçlarına katlanmamanın hakları olduğunu düşünmüyorlar, pek çok şehirli kadının aksine. O yüzden kadınlar kötü şöför demek büyük bir eşeklik. Trafikte sağına soluna bakmadan giden, lastiği patlayınca kocasını veya sevgilisini çağıran kadınlar kadın oldukları değil tembel oldukları için böyle davranıyor. Yüzlerce yıldır sırtlarındaki zayıf ve korunmaya muhtaç etiketinden şikayet edip duruyorlar. Bundan kurtulmak için mücadele veren ve kendi sorumluluğunu üstlenmekten çekinmeyen (yukarıdaki 3 teyze gibi ) pek çok kadının emeğinin altına sığınıp, eşitiz biz diyorlar. Ama “zayıflık” ve “korumaya muhtaçlığın” faydaları olan hata yapma hakkı ve sorumluluktan kaçmayı sonuna kadar kullanmaktan geri durmuyorlar. O yüzden kendi lastiğini değiştirmeyen veya musluğunu tamir etmeyen bir kadının eşitlik martavallarının ikiyüzlülüğü duygu asenayı mezarında döndürüyordur diye düşünüyorum.
Not: yaz bitiyor, kış geliyor, benden bekleyin böyle zehir damlayan yazılar
7 Eylül 2007 Cuma
METU Plagiarism
Plagiarism (from Latin plagiare "to kidnap") is the practice of claiming, or implying, original authorship or incorporating material from someone else's written or creative work, in whole or in part, into one's own without adequate acknowledgement.
Okulumuzu hep iyi şeylerle anacak değiliz ya. Buyrun.
Dünyaca ünlü Nature dergisinde yayınlanan bir makaleden bölümler:
Turkish physicists face accusations of plagiarism
- Almost 70 papers by 15 authors have been removed from the popular preprint server arXiv, where many physicists post their work, by the server's moderators. They allege that the papers plagiarize the works of others or contain inappropriate levels of overlap with earlier articles. This is probably the largest single incident of its sort ever seen on the server, according to physicist Paul Ginsparg of Cornell University in Ithaca, New York, and founder of arXiv. "What these guys did was way over the line," he says.
- "We carried out a good collaboration," says Mustafa Salti, a graduate student at the Middle East Technical University (METU) in Ankara whose name is on 40 of the withdrawn papers. "Most of our papers have been published in the science citation index journals. Until now no one has claimed that we plagiarize."
- The trouble began last November, when Salti and another graduate student, Oktay Aydogdu, underwent oral examinations for their PhDs. Although both had an extensive list of publications in gravitational physics, they struggled to answer even basic, high-school-level questions, according to Özgür Sariolu, an associate professor at METU. "They didn't know fundamental stuff like newtonian mechanics," he says.
- Suspicious, one of Sariolu's colleagues, Aye Karasu, began to look through the duo's publication record. Using Google, she quickly turned up a paper from which it seemed the students had lifted several lengthy sections. By mid-February, faculty members had identified dozens of articles on arXiv that they say seemed to be partly or completely plagiarized.
Efendim iddialara göre bizim ODTÜ fizikteki bazı araştırma görevlileri, sağdan soldan toplayarak makaleler publish etmişler. Tübitak ve ODTÜ'den de iyi parasal destek almışlar. Sonra sözlü mülakatta lise seviyesinde bile fizik bilmedikleri anlaşılmış (burası bana biraz abartı geldi ya), profesörlerden biri bu makaleleri list eden arXiv'e haber vermiş. Sorgulama sonucunda kopya olduğu anlaşılan onlarca makale arşivden kaldırılmış.
Bakalım olayın devamı nasıl gelecek.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)