28 Şubat 2007 Çarşamba

Neşeli Günler

nuapurista kuulu se polokan tahti jalakani pohjii kutkutti.
ievan äiti se tyttöösä vahti vaan kyllähän ieva sen jutkutti,
sillä ei meitä silloin kiellot haittaa kun myö tanssimme laiasta laitaan.
salivili hipput tupput täppyt äppyt tipput hilijalleen.


Alıcınızın ayarları ile oynamayın.Yukardaki sözler bu aralar hayatımın fon müziği olmuş bir şarkının başından..İsmi İevan Polkka olan bu Fin türküsünü Loituma adlı bir vokal grubu söylüyor..Yeni bir şarkı değil ama ben yeni farkettim..İnsanı oturduğu yerden kaldırıp saat kaç olursa olsun oynatma hissi yaratıyor..Bir anda Hababam Sınıfı yılsonu müsameresinde gibi hissediyosunuz kendinizi..Bulunduğunuz ortamın içinde sırıtıp duruyosunuz öylece..



Bu şarkının değişik klipleri mevcut ve bunlardan birinin başrolünde bir Anime karakteri olan İnoue Orihime elinde kuru soğana benzer bir şey sallıyor(Animeler hakkında detaylı bilgi için Herbert kişisine danışılması rica olunur)

Benim gibi vokal gruplarından pek fazla haz etmeyen bir adamı bile coşturan elemanları görmek için

http://www.youtube.com/watch?v=vjvVBCNcL_A&search=

İnternetten Öğrenilen Lüzumsuz Bilgiler

1 haftadır blogda yazı yok. TGM ile ben eğitimde olduğumuz için yazı yazamadık da öbür arkadaşlar ne iş yapıyordu bilemiyorum. Melontheroad blogun şeklini bozmakla meşgulmuş anlaşılan :)

Neyse ben konuya geçeyim, efendiler bu internet denen frenk icadı öyle melun bir mefhum ki insanı işinden gücünden eder, zıvanadan çıkarır hafazanalah. Sağda solda dolaş, biraz ekşisözlük oku, alışveriş yapsak mı diye düşün derken iş güç hak getire. Hele ki youtube çıktı mertlik iyice bozuldu. Ne kadar şaklaban boş gezenin boş kalfası varsa yaptıkları hokkabazlıklarla dünyanın dört bir yanından eğlendiriyor bizi. Eskiden haftada bir jackassle yetinen biz, artık sıkıldık mı bizim yerimize camdan atlayıp kılıç yutanları izliyoruz. Ama bu süreçte insanın aklında lüzumlu lüzumsuz bir sürü bilgi kalıyor. İşte son zamanlarda gördüğüm bir kaçı:

Bu görüntüyü www.coolstuff.com da gördüm. Gezilmeye değer bir site. Konu bira fırlatan buzdolabı. Evet bi grup genç uşenmemiş soğuttğu biraları robot kolla fırlatan bir buzdolabı yapmış (veya yapılmışını modifiye etmiş). Görüntüler süper, fikir içaçıcı. Tekrar üniversiteye dönmek, bunlarla uğraşmak istiyorum. Ah mazi kalbimde yaradır.



The Hole - video powered by Metacafe


İkinci video da birayla ilgili. 30 dakikada bira nasıl dondurulur :)



Bu son görüntüleri mutlaka duymuşsnuzdur, ama ben yine de koyayım. Malzemeler basit: mentos ve diet kola. Özellikle 2. video yaratıcılığın zivanadan çıktığı nokta




21 Şubat 2007 Çarşamba

Melontheroad'a açık çağrı


Dün melontheroad blog'a yazı yazmama kararı aldığını açıkladı. Kendisini verdiği bu karardan vazgeçmeye çağrıyor ve bir kusurumuz varsa affetmesini diliyoruz.

20 Şubat 2007 Salı

Borat!


İzlememek için kendimi tuttuğum filmi sonunda izledim. İyi ki de izlemişim. Etraftan duyduklarımdan çok farklı bir filmle karşılaştım. Borat, kesinlikle Kazakistan'la dalga geçen bir film değil. Kazakistan filme kurban edilmek için seçilmiş rastgele bir ülke, Kazakistan yerine Türkiye de olabilirdi, Ruanda da. Film Sacha Baron Cohen'in söylediği gibi Amerikalılarla da dalga geçmiyor bence. Borat'ı anlamı olmayan birbirinden iğrenç skeçlerin arka arkaya montajlandığı bir komedi olarak değerlendirmek en iyisi. Ama tüm bunlara rağmen çok güldüm!
 
Kazak gazeteci Borat'in Amerikan halkının yaşamına dair belgesel çekmek için çıktığı yolculuğu anlatan filmde bazı sahneler gerçekten mide bulandırıcı ve komik değil. Borat'ın yapımcısı Azamat'la otel odasında kavga ettiği sahne örneğin. Bu sahnede Borat duştan çıkar ve Azamat'i çıplak bir şekilde Borat'ın Baywatch dergisini okurken yakalar (Azamat'ın o sırada ne yaptığını ortaokul ve liseye giden okuyucularımız için yazmıyorum). Buna çok sinirlenen Borat, Azamat'la kavgaya tutuşur. Altalta üstüste yuvarlanırlar çıplak olarak. İşte bu sahneler sağlam mide gerektiriyor çünkü Azamat 3 katman göbekli, bol kıllı bir insan. Kendisini bütün doğallıyla seyretmek mide istiyor.
 
Diğer taraftan çok komik bölümler de var, Borat'ın Pamela Anderson'la Kazak geleneklerine göre evlenmeye çalışması bunlardan biri. Pamela Anderson'un imza gününe giden Borat, elindeki işlemeli çuvalla Pamela'ya evlenme teklif eder ve geleneklere göre onu çuvala sokarak kaçırmaya çalışır. Ayrıca Borat'ın erkeklerle selamlaşırken onları öpmeye çalışması, Amerikalıların da bundan ısrarla kaçınması, Central Park'ta Azamat'la çamaşır yıkamaları, otelin asansörünü odası zannetmesi bence çok komikti.

Bir de hem komik hem mide bulandırıcı sahneler var. Ama onlara hiç değinmeyeyim. En iyisi siz kendiniz izleyin. Bu filmi sinemada filan değil ama 5 liraya DVD'sini alarak, ya da internetten indirip izlemenizi tavsiye ederim.

16 Şubat 2007 Cuma

Management Lessons by Aesop

Lesson 1
A crow was sitting on a tree doing nothing all day. A rabbit saw the crow and asked him, can I also sit like you and do nothing all day?
The crow answered, "Sure, why not?" So the rabbit sat on the ground below the crow, and rested. All of a sudden, a fox appeared, jumped on the rabbit, and ate it.

Lesson:
To be sitting and doing nothing, you must be sitting very, very high up.

Lesson 2

A turkey was chatting with a bull, "I would love to be able to get to the top of that tree", but I haven't get the energy"."Well, why don't you nibble on some of my droppings?" replied the bull. "They are parked with nutrients."The turkey pecked at a lump of dung and found that it actually gave him enough strength to reach the first branch of the tree. The next day, after eating more dung, he reached the second branch.Finally after a fortnight, there he was proudly perched at the top of the tree. Soon he was spotted by a farmer who promptly shot the turkey out of the tree.
 
Lesson:
Bullshit might get you to the top, it won't keep you there.

Lesson 3

A little bird was flying south for the winter. It was so cold; the bird froze and fell to the ground in a large field. While it was lying there, a cow came by and dropped some dung on it. As d frozen bird lay there in the pile of cow dung, it began to realize how warm itwas. The dung was actually thawing him out! He lay there all warm and happy, and soon began to sing for joy.A passing cat heard the bird singing and came to investigate. Following the sound, the cat discovered the bird under the pile of cow dung, and promptly dug him out and ate him!
 
Lessons:
1. Not everyone who drops shit on you is your enemy.
2. Not everyone who gets you out of shit is your friend.
3. And when you are in deep shit, keep your mouth shut.

Taksi muhabbetleri

Arabamı Mersin'de bıraktığımdan beri haftada ortalama 4-5 kez taksiye biniyorum. Maliyet konusunda içim rahat, bundan 4 sene önce arabası olmayan bir müfettiş abimiz, otomobile harcanan paralarla sınırsız miktarda taksiye binebilirsin demişti çünkü.

Bu hafta yine acayip sohbetler ettim taksicilerle. Sohbet ettim demek doğru değil, onları dinledim diyelim. Benim yaptığım sadece konuşmasını sağlamak. Gerisi geliyor çorap söküğü gibi. Bu haftaki konuşmacılardan ilki, Arapça'nın resmi dil olmasını savunan çember sakallı abimizdi. Kendisi ülkede Türkçe dahil tüm dillerin yasaklanması gerektiğini, yaşamın her yerinde Arapça kullanılmasını istediğini söylüyordu. Hatta gün olur, devran dönermiş. Tamam ülkemizin bu kadar çok yabancı sözcüklerle kuşatılmasına ben de karşıyım da Arapça? Taksici abiye göre sebep Kur'an'ın Arapça olmasıymış. Vardır bir hikmetiymiş. Sanki Tanrı hepimizin Tanrı'sı değil ve Türkçe anlamıyor. Peki dedim, herkes Arapça'yı nasıl öğrenecek? Onbeş günde öğrenilmiş Arapça. Abinin hayatında dil öğrenmediği nasıl belli. Aman, gideceğimiz yere geldik, hemen atalım kendimizi daha fazla sinirlenmeden.

Başka bir abimizle fikir yürüttüğümüz konu sperm bankaları. Televizyon'da bir tartışma programı izlemiş. Kocasından çocuğu olamayan kadına sperm vericilerinden alınan spermler nakledilip çocuk doğurması sağlanıyormuş. Eşine bu yöntemi öneren koca için "A p....k, bari gönder karını o herifle yatsın" gibi bilimsel bir yorum yaptı kendisi.

Başka bir akşam, bir arkadaşımla yemek yiyeceğiz. Sekiz gibi buluşuruz diye sözleştik. Atladım taksiye, gidiyorum. Normalde hiç trafik olmayan yerlerde inanılmaz trafik var. 10 dakikada ulaşılabilecek yere 45 dakika sürdü gidişimiz. Yolda benim acayip canım sıkıldı geç kaldım diye. Taksici dedi ki, "Abi, hasta değilsin, acil bir işin yok, boşver arkadaşın beklesin, ne olacak" dedi, ben yine hık mık edince "yauu aç değil, açıkta değil, kalyonda oturuyor mis gibi, sen canını sıkma" dedi ve noktayı koydu.

Son olayımız çok kısa. Dün akşam eve dönerken, sahil yolunda aheste aheste giden bir Porsche'yi solladık. Geçtikten sonra ben "Vay be Porsche'yi solladın" dedim. Şoför cevabı yapıştırdı: "Aldım  anahtarını elinden."

14 Şubat 2007 Çarşamba

Sex Machines Museum

Yılbaşında yaptığımız Prag gezisinden çıkardığımız bir post ile daha karşınızdayız.

Prag, yüzlerce müzeye ev sahipliği yapan bir şehir. Kamuya ait müzeler olduğu kadar özel müzeler de yaygın. Aslına bakarsanız biz klasik müze gezisi yerine 2 farklı müzeye gittik. Bir tanesi Kale bölgesindeki oyuncak müzesi, diğer ise Eski Kent Meydanı'nda bulunan SexMachinesMuseum. Sex Machines Museum'a gitmemizin iki sebebi var, birincisi sürekli önünden geçmemiz, ikincisi gece 11'e kadar açık olması. Yoksa seksmiş, makineymış bize ne canım? Müzede asıl ilgi çekenler, modern oyuncaklar değil 1400lere kadar uzanan eski aletler. İşte en iyileri!

3.lük ödülü: Bekaret kemeri
14.yy'da bekareti korumak amacıyla kullanılan bu kemerin ikinci parçasına dikkatinizi çekerim. %100 koruma!

2.lik Ödülü: Hand Operated Vibrator

19.yy Almanya'sında oldukça popüler olan bu elle çalışan vibratörler sahibini yoruyordu olsa gerek.

1.lik ödülü: Zevk tahtırevallisi

Fazla söze gerek yok!


Jüri Özel Ödülü: Ultimate Sex Machine


Yaşam boyu onur ödülü: All a man needs!

Mehmet Okur All-Star!


NBA'deki iki oyuncumuzdan birisi olan Mehmet Okur, All-Star kadrosuna seçildi. Bravo Mehmet!

12 Şubat 2007 Pazartesi

İstediğimiz Sorudan Başlayabilir miyiz?

Aklıma ilk gelenleri yazıyorum
1)Atalet
2) Görmek istediğim yerler var..Güney Amerika'nın tamamı,Küba,California Big Sur,Fas,Hindistan,Nepal, Yeni Zelanda ve tabii ki Japonya..bi de mümkün olursa Avrupa'da bir süre yaşamak..
3) Tom Waits,Jim Jarmusch,Roberto Benigni,John Lurie,Charlotte Gainsbourg,Scarlett Johanson (hepsi aynı anda gelmese iyi olur)
4) İnter-rail olabilir..
5) Şu andan çok da farklı olmaz..

El Cevap

Çok yorgunum, bacaklarım da ağrıyor. Sürahi Hanım gibi hissediyorum kendimi. Ama madem mecburuz, işte Melontheroad'a cevaplarım:

1) Daha az saklar daha çok anlatırdım

2) Önce Güney Amerikayı gezerdim boydan boya. Sonra da tropik adalara giderdim artık hangisi olursa. Lostun çekildiği gibi bir kumsal bulup 2 y hiç kalkmadan yatardım kumsalda bir şemsiyenin altında. Şöyle iyice bir ısınsın iliğim kemiğim. Sonra da biraz Avrupa başkentleri yapardım heralde.

3) Hiç bir zaman çok merak etmedim ünlüleri, sürekli kendilerinden bahsetmek gibi bir alışkanlıkları var gibi geliyor. Bir insanda katlanamadığım az sayıda özellikten biridir. Ama pek sağda solda çok görünmeyen merak ettiğim ünlüleri çağırabilirdim. David Fincher gibi. Bir de Morrisey'le Travis'i çağırırdım. Bol bol şarkı söylesinler.

4) Daha çok iş arasaydım keşke..

5) Bilmiyorum 10 yıl sonra ne olacağını. Bilmek de istemiyorum şahsen. Ama eğlenmekten yorulduğum bir hayat ve yanımda sevdiğim birini isterim.